Yazınızı gönderin yayınlayalım.

.gir .keşfet .paylaş

Alaska'nın Hikayesi: Rusya tarafından ABD'ye satılması

ABD siyasi haritası incelendiğinde, ana karayla bağlantısı olmayan ve tek kara yolu bağlantısının Kanada üzerinden yapılması gereken Alaska derin bir tarihin izlerini taşıyan kadim topraklardır. Üzerinde binlerce yıldır yaşayan yerlilerden sonra buraları gören ilk beyaz insanlar Ruslar olmuşlardı. Zaten bu soğuk toprakların ismi de yerli Eskimo dilinden Rusçaya oradan da İngilizceye geçmiştir. Bu toprakların insanları zor şartlara uyum sağlamış, doğayla bütünleşik ve barış ruhlu insanlardır. Kıtanın Avrupalılar tarafından işgali sırasında coğrafi zorluğu bu toprak parçasına görece bir koruma sağlamıştır.

İngilizlerin kuzeyden, Portekizlilerin güneyden ve İspanyolların da ortasından saldırdığı Amerikan toprakları üzerindeki halkların hikayesi onlarca yıldır anlatılıyor, anlatılmaya da devam edecek. Bu kadim toprakları “keşfeden” beyaz insanların yarattıkları tahribatın öyküsünü nasıl anlatsak az. Ancak yine de kıtanın uçlarında başka öykülerin de yazıldığını unutmamak lazım. Avrupalı akıncıların güzergahlarına uzak kalan Alaska gibi topraklar ise barındırdıkları başka öyküler ile hatırlanmaktadır. Henüz daha devrim ateşiyle tanışmamış Rus İmparatorluğu diğer Avrupa imparatorlukları gibi dünyanın geri kalanı üzerinde hak aramaya yeltenmiştir.

Bering Boğazı ve Alaska


Biz Türklerin büyük bir hamasetle deli olarak nitelendirdiği, bütün Avrupa’nın ise “Muhteşem” bildiği Çar I. Petro ülkesini ve hamisi olduğu toprakları genişletmişti. Rusya onun zamanında Avrupalı devletlerden birisi olarak nitelendirilmekteydi. Aynı Osmanlılar gibi Rusların da Avrupalı devletlerden birisi olmayı bir matah zannettikleri zamanlar olmuştur. Ülkesini karanlık bir dönemden modern bir devlete dönüştürmüş, St. Petersburg’u bir kültür ve teknoloji merkezi haline getirmişti. Kurduğu Üniversite ve Akademilerde Avrupalı büyük düşünür, şair ve bilim insanlarını buluşturmuş, batılı teknikleri ülkesine kazandırmıştı. Büyük Kaşif Vitus Jonassen Bering ortaya çıkana değil Rusların egemenliğindeki kuzey topraklarına birkaç macera ruhlu bilim insanı ve kaşif dışında ancak askeri yada siyasi amaçlarla ulaşılmıştı.

Bir aile geleneğini bozarak üniversite eğitimi yerine gemiciliğe merak saran Bering, on sekizine kadar batılıların kontrolündeki dünyanın neredeyse tamamını görmüştü. Kıta Avrupa’sına döndüğünde ise önüne çıkan altın bir fırsatı değerlendirmekten geri durmadı, Danimarka asıllı bir Rus komutanın denizci topladığını öğrenince kaydını yaptırdı. Birinci Petro’nun bitmek bilmeyen iştahıyla sürekli büyüyen deniz kuvvetlerinde yükselmesi de zor olmadı. Ancak yine de savaşlarda büyük başarılar gösteremez ve rütbesini yükselmez. Henüz kırk iki yaşında iken emekli olmayı seçer ama emeklilik günleri uzun sürmez ve bu sefer keşif ve doğu sınırlarının haritalandırılması göreviyle amiralliğe getirilir.

27 Aralık 1724 günü aldığı bu yeni emri uygulayacak sağlık sorunları yolculuğun bir türlü başlayamamasına sebep olur. Asıl hedefi, varlığı hep tartışma konusu olan kuzeydeki suyolunu bulmaktır. Zira Rusya’nın Asya topraklarının ucundaki Yakutsk veKamchatka’nın ardından bir denizin Çin’e ve Hint Adalarına ulaşacağı iddiası ortada, kanıtlanmayı bekliyordur. Bu keşfin Rus İmparatorluğu için anlamı muazzam. Hani, hep tarih kitaplarımızda duyduğumuz “sıcak sulara inmek” deyimi vardır ya. Bu suyolu tam da bu amaca hizmet etmektedir ve Rusların ticari, askeri ve siyasi diğer büyük amaçları için elzemdir. Gerçekten Rusların, Avrupalılar ile dünyanın siyasi ve iktisadi olarak paylaşımında rekabet etmesi için deniz yollarına doğrudan ulaşımı gereklidir ve doğu keşfi bu yüzden önemlidir.

Hastalıklar, kazalar, kapanan yollar ve erimek bilmeyen donmuş nehirlerin engellediği bu yolculuğun ilk etabı karadan tam iki yıl sürmüştür. Başkentten yola çıkan kafile ve araç gereçler Kamchatka’ya ulaştıklarında iki yıl gibi bir süre geçmiştir. Onlarca ton ağırlığındaki malzemeler, keşifte kendilerine eşlik edecek bilim insanları kafilesi ve onlara ait eşyalar, gıda malzemeleri ve yardımcı personel de eklenince Bering’in sorumlu olduğu yük daha da artmıştır.

Vostok, Fortuna ve Gabriel isimli gemileriyle büyük bir keşif ekibi Kamchatka’dan yola çıkarak bilinmezliğe doğru ilerler. O güne kadarki iddialara göre iki büyük ihtimal vardır ve ikisi de henüz kanıtlanamamıştır. Birincisi Rus Asya’sıyla İngiliz Kolombiya’sı kara yoluyla bağlıdır. Ki doğru olmadığı çok geçmeden anlaşılacaktır. İkincisi ise bugün doğru olduğunu hepimiz Bering sayesinde bildiğimiz, Rusya ile Amerika’nın arasında bir boğaz vardır ve bu büyük suyolu iki kıtayı ayırmaktadır. Yine de Bering’in ilk keşif gezisi yarım kalmış ve büyük bir başarısızlıkla kâşif St. Petersburg’a dönmek zorunda kalmıştır. Çok geçmeden sadece bir suyolu ihtimalinin daha kuvvetli olduğu iddiasının İmparatorlukça yeterli görülmemesiyle, Bering yarım kaldığı işi bitirmek ve Amerika’ya ayak basmak için ikinci bir keşif düzenlemeyi kabul ettirir.

Ancak bu kez Rus İmparatorluğundaki siyasi çalkantılar yüzünden Bering’in keşif ekibini toplayıp yola çıkması gecikmiştir. Kraliyet ailesinin hamiliğinde gerçekleştirilecek olan keşif yolculuğunda Bering’e eşlik edecek olanların belirlenmesinde de sorunlar yaşanmaktadır. Siyasi çekişmeler ve bu büyük keşfin tarihi tanıklığında bulunmak isteyenlerin çokluğu Bering’in zamanından çalmaktadır. Artık ellili yaşlılarına yaklaşmakta olan Bering’in sağlık sorunları da yolculuğa olan kuşkuyu artırmaktadır. Bering’in bütün bu sorunları aşıp yolculuğa çıkması için gereken süre neredeyse dört yılı bulmaktadır. 1733’te ilk küçük ekip yola çıktığında dahi hala keşifte bulunmak isteyenlerin talepleriyle boğuşmak Bering’in omuzlarındadır.

Kamchatka’ya son ekibin ulaşması 1737’ye kadar uzamıştır. Öncü bir ekibin daha kuzeyden Amerika’ya daha kısa bir yol bulma çabası da boşa çıkınca Bering ve beraberindeki üç bin kişilik ekip 1740’lı yılların başında ikinci keşiflerine nihayet başlayabilmişlerdir. Bu kez St. Peter, St. Paul ve Nadezhda isimli gemilerle hareket edilmiştir. Ancak Amerika’ya doğru ilerlemeden önce Asya’da kara bağlantısı olmayan son liman olan Petropavlovsk’a uğramak gerekmektedir. Bu kısa liman ziyareti sırasında kafilenin üçüncü gemisi olan Nadezhda’yı yitirirler, henüz sert denizlere açılmadan yaşanan bu kayıp büyük bir moral düşüklüğünü de beraberinde getirir. Kamzhatka’da yerliler ile Rus kaşiflerin yaşadığı sorunlar da Amerika keşfinin Ruslar için ne denli zor olduğunun bir başka göstergesidir. Henüz Rus İmparatorluğu kendi egemenliğini Asya’da oturtamamıştır ki oradan Amerika’ya ulaşsın. Ancak yine de Bering bütün fiziki ve moral zorlukları göze alarak son liman Petropavlovsk’tan Amerika doğru açılır.

16 Temmuz 1741’de bu büyük kafile Amerika kıtasına ulaşır ama Bering de dahil mürettebatın büyük kısmı hasta yada yaralanmıştır. Kafiledeki bilim insanları ve coğrafyacılar ulaştıkları kara parçasını inceleyerek Amerika’ya ulaştıklarını raporladıktan sonra Bering’in ilk emri geri dönüş hazırlıklarının başlaması yönünde olmuştur. Zaten gelirken bir gemiyi parçalamış diğeri ile de fırtına yüzünden yolları ayrılmıştır. Ancak sonuçta Amerika’yı “yeniden” keşfetmişlerdir ve görev başarıya nihayet ulaşmıştır. Dönüş yolunda Bering hastalığına yenilmiş ve daha sonra kendi adıyla anılacak olan bir adada vefat etmiştir. Ada bugün insan eli değmemiş eşsiz doğal güzelliği ile koruma altındadır. Bering’in ardından kafileye Alman asıllı bir başka kaşif George Wilhelm Steller kaptanlık edecektir. Steller’in de aynı Bering gibi adı bugün Alaska kıyılarındaki birçok ada ve sahilde yaşatılmaktadır.

Bering’in yaptığı bu ilk keşif ziyareti Alaska yerlilerine hastalıklar ve ağır ölümler dışında bir şey getirmemiştir. Barışçıl yarımada halkı gördükleri ilk beyaz insanları büyük bir hoşgörüyle karşılamıştır. Ancak karşılığında Rusların verdikleri değersiz hediyelerle birlikte ölümcül hastalıklarla yüz yüze kalmışlar ve kelimenin tam anlamıyla kırılmışlardır. Rusların ardından Alaska üzerine İspanyollar ve Japonlar da keşif yolculukları yapmışlar ve kimi askeri ve ekonomik koloniler kurmuşlardır. Ancak Alaska’nın esas siyasi yapısı üzerine durmamız gereken Российско-Американская Компания (Rus-Amerikan Kumpanyası)dır

Alaska’da Bering’in keşfinin ardından başlayan Rus yerleşimleri 1784 yılında kurulmaya başlamıştır. Kürk tacirlerinin büyük bir övgüyle bahsettikleri Alaska’nın vahşi topraklarına akın eden yalnızca Ruslar olmamakla birlikte Rusların çoğunluğu elinde tuttukları söylenebilir. Özellikle İspanyolların ve Japonların akınları da yoğundur ancak kimse Ruslar kadar büyük nüfus hareketleri sağlayamaz. Yerlilerin ise gelen beyaz akın karşısında tutunacakları dalları yoktur. Yerlilerin genel olarak istilacılardan farklı yaşam koşullarına sahip olması, farklı ekonomik alanlarda yaşamlarını idame ettirmeleri ve iki grubun birbirlerine olan temasını alan genişliğini nedeniyle kısıtlanması Amerika’nın geri kalanın aksine burada kısmen bir beyaz-yerli çatışmasının daha küçük çaplı olmasını doğurmuştur. Alaska’daki iki büyük yerli gruptan Aleut dilini konuşan Eskimolar sahillerde, Na-Dene diline sahip Eskimolar ise iç kesimlerde yerleşmişlerdi. Barışçı bir halk olan Eskimolar balıkçılık ve küçük düzeyli değiş-tokuş dışında toprak mülkiyetine de inanmazlardı.

Rusların ve aslında bütün beyaz Avrupalı adamların yüksek ulaşım maliyetleri nedeniyle Alaska’daki arazileri yerleşime açmak gibi bir niyetleri olmadığı düşünülebilir. Ancak sadece bir tek adamın Alaska’daki kürk ticareti tekeli karşısında Rus İmparatorluğundan yerleşim iznini alması ve Rus-Amerikan Kumpanyasını başlatmasıyla işin rengi değişir. On dokuzuncu yüzyıl boyunca Alaska’daki arazileri yerleşime açan Grigory Ivanovich Shelekhov ve ailesini kurduğu bu şirket yoluyla Ruslar Alaska’daki yerleşimlerini artırırlar. Ancak yerleşimlerin artışı yerli kabilelerle Rus yerleşimcilerin ve kürk tacirlerinin de karşı karşıya gelmesine neden olur. 1804’de Stika’da Ruslarla yerli Tlingit Kiks âdi kabilesi arasında bir savaş meydana gelir ve savaşın sonucunda yerli kabile mensupları yüzlerce yıldır yaşadıkları topraklardan çıkarılmışlardır. Bölgenin adı da değiştirilmiş ve Ruslar tam olarak emperyal bir içgüdüyle Alaska sahillerini sömürmüşlerdir. İlginçtir ki bu küçük yerli kasabası ilerleyen dönemde “Amerika Rusyası”nın başkenti olacaktır.

Alaska'nın 7,2 milyon dolara alındığını gösteren çek


Ancak çok geçmeden Rusya anakarasında baş gösteren iç karışıklıklar, Avrupa’da yaklaşan savaş ihtimali ve Alaska’daki düşük ticari hareketlilik Rusların Alaska’daki yerleşimlerini “karlı” olmaktan çıkarmıştır. Büyük bir talihsizlik olarak Rus Emperyalizmi ilk fethinden büyük bir zararın içine girmiştir. İngiliz, Fransız yada İspanyollar gibi sömürüsünden büyük getiriler bekleyen Rus Emperyalistleri Alaska’nın o günlerde bilinmeyen petrol ve gaz rezervlerinden habersizce sadece kürk ticaretine bel bağlamışlardır. Kürk satışının yetersizliği ise Rusların hayallerini yarım bıraktırmıştır. Bütün bunların üzerine yirminci yüzyılın hemen başında Rusya’da başlayan siyasi karışıklıklar Alaska’daki sömürü rejiminin daha fazla sürmesine imkan bırakmamıştır. Çar II. Aleksander’in Rus İmparatorluğunun Amerika’daki topraklarını daha fazla tutmaya gücü yetmemiştir.

1824’de ABD ile 1825’de ise İngilizlerle yapılan antlaşmalarla belirlenen “Rus Amerikası” yada “Amerika Rusyası” topraklarının elden çıkarılması için Çar II. Aleksander ABD ile görüşmelere başlar. Amerika toprakları üzerinde kan ve gözyaşı ile kurdukları süper güçle iki büyük egemen; o toprakların gerçek sahibi yerlilerin görüşlerine dahi başvurmadan kendi aralarında yaptıkları gizli bir pazarlıkla Alaska’yı satılığa çıkarırlar. Dünya üzerinde para karşılığı el değiştiren ilk kara parçası olması nedeniyle Alaska belki de kendisini satılığa çıkaran Rus Emperyalistlerine en büyük kazığı atmıştır. Çar II. Aleksander kar etmiyor ve ekonomik getirisi az diye satılığa çıkardığı bu topraklarda bulunan gaz ve petrol kaynakları daha sonra Çar’la dalga geçilmesine dahi sebebiyet vermiştir. Ancak kaybeden; her şekliyle, Alaska yerlileri ola gelmiştir. Toprakları ellerinden zorla alının bu insanlar, satılığa çıkan vatanlarında bulunan değerlerden faydalanamamışlardır.

Rusların Amerikan İç Savaşının hemen arkasından ABD’ye yaptıkları bu satış teklifiyle bir yandan ellerindeki “değersiz” bir toprak parçasından kurtulmak bir yandan da az da olsa o güne kadar ki harcamalarının bir karşılığını almak istedikleri düşünülebilir. Öte yandan Rusların İngilizlere karşı ABD’yi destekleyen böylesi bir satış ile İngilizlerin Amerika’daki çıkarlarına ters bir hareketle Avrupa’daki dengeleri yeniden kurmak istedikleri de düşünülebilir. Karşı taraftaki ABD’nin bu satışa da çok iştahla bakmadığını da not etmek gerekmektedir. İç savaşın hemen arkasından böylesi bir ekonomik yükün altına girmenin ABD’li komuoyu ve basın tarafından eleştirilmesi kaçınılmazdı. Satış anlaşmasına imza atan dönemin İç İşleri Bakanı William Seward çokça eleştirilmiş, anlaşma “Seward’s folly” (Seward’ın Ahmaklığı) olarak dalga geçilmiştir.

Ancak zaman bu eleştirileri haksız çıkarmıştır. Önce yaşanan “Altına Hücum” ardından da Alaska’da keşfedilen petrol ve gaz yatakları ABD tarafından verilen 7,2 Milyon Dolar’ı misliyle geri kazanılmasına yol açmıştır. Satışın ardından Tlingit kabilesi ABD hükümetine satışın geçersiz olduğunu, topraklarının kendilerine ait olduğunu bildiren bir dilekçeyle başvurmuşsa da olumlu bir sonuç alamamıştır. 1935 yılında ABD Kongresi yerlilere toprak kayıpları için dava açma hakkı tanıyan bir yasayı çıkarınca Tlingit ve Haidas kabileleri de Alaska’daki arazileri için ABD hükümetine dava açmıştır. 1959 yılında biten dava sonucunda Alaskalı yerli halklar haklı bulunmuş ve ABD hükümetine Alaskalı halklara tazminat ödemesi kararlaştırılmıştır. 1968 yılında kazanılmış olan dava sonucunda öngörülen tazminat tutarları yerli halklara bütünüyle ödenmiştir.

Bütün bunların sonucunda diyebiliriz ki diğer Amerikan yerlilerin tarihinde olduğu gibi Alaska yerlilerin tarihi de kan ve gözyaşıyla yazılmıştır. Yerliler açısında tarihi yazan el bu kez Avrupalı bir başka el, Ruslar olmasından başka bir fark yoktur. ABD eyaletleri arasındaki en yüksek yüz ölçümü ve en az nüfus yoğunluğuyla anakaradan ayrı gibi duran bu topraklar üzerinde yaşayan insanların tarihi yok, adları yok, iradeleri unutulmuş, hakları çiğnenmiştir. Günümüze doğru ise yerlilerin kazanımları artmıştır. Altmışlı yıllarda bütün dünyada başlayan siyasal canlanma diğer Amerikan yerlilerini etkilediği gibi Alaskalı halkları da etkilemiş ve kimlik mücadelelerini sürdürdükleri ilk siyasal ve sosyal örgütlere taşımışlardır. 1966 yılında kurulan “Yerlilerin Alaska Federasyonu” (Alaska Federation of Natives - Eskimo, Indian, Aleut) altında birleşmişler ve güçlenmişlerdir. Artık Alaska yerlileri birlikte hareket etmektedirler, topraklarının bir kısmını geri almışlar ve kendi topraklarından çıkarılan petrolden “geç de olsa” nemalanmaktadırlar. ABD hükümetleri ise diğer Amerikan yerlileri gibi AFN aracılığı ile Alaska yerlilerinin de siyasal ve kültürel varlığını tanımaktadır. Alaska konusunda büyük hatalara imza atan Rus Emperyalistleri, Çarı II. Aleksander’in yanlış öngörüsünün kurbanı olmuşlar ve devrimle birlikte tarihin çöplüğündeki yerlerini almışlardır.

Rus-Japon Savaşı ve Kırım Türkleri



Rus - Japon savaşı (1904-1905) bir Avrupa gücünün modern zamanlarda bir Asya gücü tarafında ilk olarak yenilgiye uğratıldığı, Uzak doğudaki Rusya'nın yayılma politikasına engel olunmaya mecbur bırakıldığı askeri bir çarpışmadır. Bu savaş, bir Asya milleti tarafından yenilgiye uğratılabilen ilk büyük modern Avrupa gücü olan Rusya'nın büyük bir utancı olmuştur. Halk öfkesi 1905 Rus devriminde büyük rol oynamıştır. Bununla birlikte Japonya bir dünya gücü olarak ortaya çıkmış ve Uzak Doğu'daki hakimiyetinin değişmezliğine inanılmıştır. Detayları yeterince tartışılmamış bu savaş, esas itibarıyla Kırım Türkleri üzerinde çok önemli tesirler bırakmıştır. Savaş, General Kuropatkin'in komutasındaki Rus ordusu kuvvetlerinin Japonya karşısında ağır bir yenilgiye uğraması ile sonuçlanmıştır. Savaş süresince en kanlı muharebeler, Uzak Doğu'daki Rusların kontrolündeki Port Artur limanı ve civarında meydana gelmiştir. Kara ve deniz savaşları şeklinde cereyan eden bu savaşta "Port Artur", Rus ordusu saflarında askere alınan Kırım Türkleri için adına ağıtlar dizilecek derece acı ve ıstırap verici bir türküye dönüşmüştür. Rus-Japon savaşı öncesi ve sonrasıyla sadece Kırım Türkleri için değil, Rusya Müslümanları bakımından da önemli gelişmelerin habercisidir. Aşağıdaki yazıda 100. yıldönümünde bu savaşın sebepleri ve sonuçları hakkındaki analiz ve değerlendirmeleri bulacaksınız.

* * *

19. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren Japonya, özellikle İmparator Meiji döneminde (1868-1912) feodal sosyal yapısı ile modern bir devlet yaratma ve batı ideallerini benimsemiş ve hızla endüstrileşmeye yönelmişti. Bu dönemde başkent Kyto'dan Tokyo'ya taşınmış; bütün bu modernizasyon faktörleri, modern bir ordu meydana getirmedeki teknolojik ve sosyal kabiliyetlerinden dolayı, Japonya'nın askeri yeteneğinin de artmasına yol açmıştı. Hızla geçirilen bu endüstrileşme süreci sırasında Japonya, bir yandan Çin'deki güçlü ticari pozisyonunu da devam ettiriyordu. Japonya kendisi için hayatî öneme sahip yerel - özellikle Çin'de bol şekilde bulunan - doğal kaynakların sıkıntısını çekmekteydi. Bu sırada Japonlar, Rusların varlığını değerli Çin kaynaklarına girişlerine bir tehdit olarak görmekteydiler.

Bu sırada kendisini bir barış adamı olarak tanımlamasına rağmen Çar II.Nikola, Rus İmparatorluğu'nun genişletilmesi fikrini destekliyordu. İçişleri Bakanı Vyacheslav Plehve tarafından cesaretlendirilen Çar, ülkesinin sınırlarını İstanbul'a kadar genişletmek ve Mançurya ve Kore'ye kadar büyütmeyi planlıyordu. * * *

Rus-Japon savaşı, Kore ve Mançurya üzerindeki hakimiyet için Rusya ve Japonya arasındaki rekabetin bir sonucu ortaya çıkmıştır.

Rusya, 1898 yılında Mançurya'nın kuzeyinde Liaotung yarımadasının stratejik bakımdan önemli olan Port-Arthur'u (şimdiki adı Lü-shun) kiralamak için Çin'e baskı uyguladı. 1898 yılında Çin'in Port Arthur limanını diğer Avrupalı güçlerin itirazlarına rağmen ele geçiren Ruslar, 1891 yılında başlattıkları "Trans-Sibirya" demiryolunu 1904'te ikmal ederek bu mühim limana dayanmışlar, tesirlerini buralara kadar genişletmişlerdi. Rusya, 1894-95 Çin-Japon savaşında Çin'e karşı kesin zaferine rağmen Japonya'yı vazgeçmek zorunda bırakmıştı. Üstelik, Rusya Japonya'ya karşı 1896'da Çin'le yaptığı anlaşmaya rağmen Mançurya bölgesinin önemli bir şeridinin kontrolünü kazanarak Rusya'nın Vladivostok liman kentine Çin'in Mançurya bölgesi boyunca Trans-Sibirya Demiryolunu genişletme haklarını da elde etmişti.

Rusya Trans-Sibirya demiryolunu (1891-1904) inşa etmekle birlikte, yeterli sayıda insan ve malzeme ile Mançurya'daki sınırlı ordu güçlerini takviye etmek için gerekli nakil vasıtalarından yoksundu. Buna karşılık Japonya, 1894'te Çin ile olan savaşından beri ordusunu genişletmiş ve Uzak Doğu'daki kara güçlerinin sayısı bakımından Rusya'nın üzerinde kayda değer bir üstünlük kazanmıştı. Rusya'nın Mançurya'dan güçlerini geri çekmek için 1903 yılında yaptığı anlaşmadan geri dönmesinin sonrasında bölgede hakimiyet sağlamak isteyen Japonlar, Rusların Uzak Doğudaki yayılışını durdurmak ve demiryolunun tamamlanması öncesinde saldırmaya karar verdi. Böylece 1904 yılı Ocak ayında Rus-Japon savaşı başlamış oldu.

Savaş, Japon ana filosunun sürpriz bir saldırısı ve Port-Arthur'daki Rus deniz filosunu kuşatması ile 8 Şubat 1904'te başladı. Mart ayında ordusunun bir kısmını Kore'de konuşlandıran Japonya hızla ülkeyi işgal etti. Mayıs ayında diğer Japon ordusu Liaotung Yarımadasında konuşlandı ve 26 Mayıs'ta Mançurya'daki ana Rus ordusu ile Port-Arthur garnizonu arasındaki bağlantıyı ortadan kaldırdı. Japon ordusu daha sonra kuzeye doğru yöneldi ve böylelikle Rus ordusu Mukden'in (şimdi Shen-yang) gerisine düştü. Ruslar, Ekim ayında Trans-Sibirya demiryolu vasıtasıyla aldıkları takviye yardımla saldırarak geri çekildiler.

Japonlar, çok pahalıya mal olan ve başarısız geçen çok sayıdaki genel hücumlar sonrasında nihayet Port-Arthur bölgesini uzun bir kuşatma altına alarak yerleştiler. Garnizonun askeri yönetimi bölünmesi sonucu 2 Haziran 1905'te zayıflık ve beceriksizlik gösteren Port-Arthur'daki Rus komutanlığı, ordu merkezine danışmaksızın ve üç aylık erzakı ve istihkâmlarındaki yeterli cephanesi ile birlikte Japonya'ya teslim oldu.

Tsushima deniz muharebeleri Japonya'ya savaştaki nihai üstünlüğü sağladı. Japonlar bel bağladıkları kara saldırılarında denizdeki tamamlanmış komutasının güvenliğini sağlamakta yetersizdiler ve Port-Arthur ve Vladivostok'daki Rus filosu orta derecede aktif bırakıldı. Ancak 27-29 Mayıs 1905'te Tsushima boğazındaki bir muharebede Amiral Togo Haichachiro komutasındaki ana Japon filosu, Port-Arthur'daki kuvvetleri rahatlatmak üzere Baltık bölgesinin Liepaja limanından Vladivostok'a ulaşmaya çalışan ve Ekim 1904'de yola çıkan Amiral Z.P. Rozhestvensky'nin komutası altındaki Rus Baltık Filosunu yok etti. Bu sıralar Japonlar finansal olarak tükenmiş durumdaydılar, ancak savaşın hiçbir zaman arzu edilmediği Rusya'da artmakta olan dahili politik kargaşa ile birlikte onların 27-29 Mayıs 1905'te Tsushima'daki deniz zaferi Rusya hükümetini barış masasına oturmayı kabul ettirdi.


ABD Başkanı Theodore Roosvelt 9 Ağustos ile 5 Eylül 1905 tarihleri arasında ABD'nin New Hemishpere eyaletindeki Portsmouth şehrinde gerçekleştirilen barış konferansına arabulucu olarak hizmet etti. Portsmouth anlaşmasının bir sonucu olarak Japonya Sahalin adasının yarısına ilave olarak Liaotung Yarımadasının (ve Port-Arthur) ve (Port-Arthur'a bağlanan) Güney Mançurya demiryolunun kontrolünü de elde etti. Rusya Çin tarafından kurulan Mançurya'nın güneyini tahliye etmeyi ve Kore'nin Japonya'nın kontrolü altında olmasını kabul etti. Anlaşmanın imzalanmasını müteakip iki ay içerisinde Rus Çarı II.Nikola yayınlanan anayasal bir fermanla Ekim Manifestosunu kabul etmek zorunda kaldı.

Felix Yusupov 1953'te yayınlanan otobiyografisinde Rus-Japon savaşı üzerine görüşlerini şöyle ifade ediyor:

"Japonya ile savaş, Çar II. Nikola'nın saltanatı süresince yaptığı en büyük hatalardan biri felaket getiren sonuç ve talihsizliklerimizin başlangıcını gösterdi. Rusya ülkesinin bağımsızlığına ihanet edilen ve Çarı cesaretlendiren savaşa hazır değildi. Rusya'nın düşmanları hükümete ve kalabalıklara karşı genel bir memnuniyetsizliğe yol açtılar."

*****

Rusya'nın kendinden güçsüz kabul edilen Japonya karşısında gerilemeğe başlaması Rusya içinde kımıldamaların artmasına sebep oluyordu. Çar hükümeti halkı yatıştırmak maksadıyla Mahallî idare mümessilleri toplantısının yapılmasına izin verdi. Toplantıya katılan temsilciler idarî sistemin değiştirilmesini, teşriî salâhiyeti olan bir meclisin kurulmasını istediler. 22 Ocak 1905 günü sayısı 200 bini bulan ve Rusya'daki çalışma saatlerinin sekiz saate indirilmesi, fazla mesai yapılmaması, en düşük ücretin günde 1 Ruble olmasının isteklerini içeren dilekçelerini Papaz Gabon'un liderliğinde Çar'a iletmek üzere kışlık saraya doğru yürüyüşe geçen isteyen halka karşı askerler tarafından ateş açılması ve sıkılan kuşunlar ve çıkan panik neticesinde 500 kadar kişinin ölümü ve binlercesinin yaralanması ile sonuçlanmıştı. Bu olay Rusya tarihine "Kanlı Pazar" adıyla geçmiştir.

1905 Şubat'ında Rus ordularının Mukden yakınlarında Japonlar karşısında büyük yenilgiye uğraması, hürriyet talep eden ihtilâl hareketinin daha da güçlenmesine sebep olmuş; Çar, 6 (19) Ağustos'ta çıkardığı fermanla istişarî bir meclis (DUMA) tesis edeceğini bildirmiş, bu sırada savaş da sona ermişti. Fakat hükümet müsamahada bulunmak niyetinde değildi. Bunun üzerine üniversite öğrencilerinin teşviki ile tekrar grevler düzenlenmeğe başlandı. Bütün Rusya'ya yayılan grevler yüzünden çatışmalar olurken; 28 Mayıs 1905'te "Prens Potemkin" zırhlısındaki bahriyeliler Odessa limanında ayaklandılar, şehirdeki isyancılara katıldılar, sonradan Kara Deniz'e korku salarak dolaştılar ve Romanya'ya çıktılar. Çar Nikola halkın baskısına dayanamayarak 17 (30) Ekim 1905 "Manifesto"sunu ilân etti. Bu fermanla Rusya'da yaşayan herkes için söz, basın ve toplantı hürriyeti tanınmakta, "Duma"nın teşrii bir müessese olacağı ve seçimler yapılacağı bildirilmekte idi.

1904-1905 Rus-Japon Savaşı ve bunun sonucunda Rusya'nın mağlûbiyeti Rusya İmparatorluğu'nun hayalinde çarpıcı değişikliklerin meydana geleceğinin ilk sinyalini verdi. Bu savaş, İmparatorluktaki Türk-Müslüman tebaa bir yana, bizzat Rus halkının kendisi tarafından bile benimsenmemişti. 1904'de bir grup genç Kazan Tatarı arasında "Hürriyet" adında milliyetçi bir yeraltı teşkilatı meydana gelmiş ve bu teşkilat Kazan Tatarları arasında Rus ordusundan firarı teşvik için ajitasyona girişmişti. Kırım'da ise askerlik çağına gelmiş bir çok Kırım Tatar genci bir yolunu bulup İstanbul'a kaçarak, Kırım'a dönmek için savaşın sona ermesini beklemekteydiler. Kırım Tatar gençlerinin kendileri için hiç bir manâ ifade etmeyen, binlerce kilometre uzaklıktaki bir yerde savaşmaları ve cepheden gelen çok sayıdaki ölü ve yaralı haberleri, Kırımlılar arasında büyük bir huzursuzluk kaynağı olmuştu. Bu duygular, o günlerde halk arasında yayılan ve günümüze kadar klasik millî yır olarak ulaşan meşhur halk türküsü "Port Artur"da pek açık olarak terennüm edilmektedir.

Savaşın doğurduğu memnuniyetsizlik ve rahatsızlıktan daha da önemlisi nihaî Rus mağlûbiyetinin sonuçları ve etkileriydi. Herkeste şok tesiri yapan bu mağlûbiyet, imparatorluğun sömürge halkları ve bu meyanda Müslümanlar arasında daha değişik bir şekilde de yorumlandı: Bu, bir Asya milletinin yenilmez kabul edilen bir Büyük Avrupa Devleti'ni yenebileceğinin ispatıydı. Bütün dünyadaki Müslüman basını Japonları göklere çıkarıyor ve onları adetâ dindaşlarıymış gibi kucaklıyordu. Nitekim, Müslüman basınlarında Japon zaferine övgüler yağdırılması ve "Japon modeli"nden örnek almaktan söz edilmesi savaştan uzun bir süre sonrasına kadar devam edecekti Rusya İmparatorluğu'ndaki Müslümanların duyguları da daha farklı değildi. Elbette ki savaş esnasında Rusya'daki Müslüman basının bu tür duyguları yansıtması söz konusu bile olamazdı; ancak 1905 inkılâbından sonra bunun ipuçları görünmeye başladı. Kazak yazar Mir Yakub Duvlat bir bilmecesinde (cumbak) Japonların zaferini Şark'ın Ruslara karşı ilk muzafferiydi ve müstakbel zaferin ilk adımı olarak tebcil ediyordu. Bu satırlar Duvlat'ın altı ay hapse mahkûm edilmesine yol açtı.Kazan Tatarlarının müstakbel millî şairi Abdullah Tukay, 1906'da yazdığı bir şiirinde hicivli bir ifadeyle o sırada "bütün Tatarların Mikado [Japon İmparatoru]'nun Müslümanlığı kabul ettiğine inandıklarını söylüyordu.

Kırım Tatar halk kitlelerinin inkılâp olaylarına doğrudan katılmak konusundaki kayıtsızlıklarına rağmen inkılâbın getirdiği hürriyetler Kırım Tatar aydınlarına millî teşkilatlanma ve faaliyetler açısından uygun ortamı temin etti. Bu açıdan, 1905 yılı Rusya İmparatorluğu'ndaki diğer Müslümanlar için olduğu gibi Kırım Tatarları için de gerçek bir dönüm noktası oldu. Rusya İmparatorluğu'ndaki Türk-Müslümanların siyasî bir platform üzerinde birliğinin temini için ciddî adımlar ilk defa bu dönemde atıldı ve bir ölçüye kadar bu birlik gerçekleştirildi. Kesintilere ve önemli istisnalara rağmen, İmparatorluktaki bütün Türk halklara şâmil bir siyasî hareket ortaya çıktı.

Kültürel alanda böyle bir birliğin öncüsü ve fikir babası Gaspıralı olduğu gibi, siyasî sahada birliğin yılmak bilmeyen müteşebbisi de Abdürreşid İbrahim (1853-1944) idi. Abdürreşit İbrahim, dönemin İçişleri Bakanı Knyaz Pyotr Dmitriyeviç Svyatopolk-Mirskiy ile görüşmüş ve bakan kendisine Müslümanlar tarafından hazırlanmış ve Müslüman halkın ricalarını ihtiva eden resmî bir dilekçe sunmasını tavsiye etmiştir. Abdürreşit İbrahim, bunun üzerine İdil-Ural bölgesini dolaşarak dönemin ileri gelen siyaset ve fikir önderleri ile temasa geçerek toplantılar yapmıştır.Bu toplantılara katılanlar arasında tanınmış milyoner ve hayırsever Ahmet Bay Hüseyinov, aydınlardan Yusuf Akçura, avukat Seyit Gerey Mirza Alkin, tüccarlar Ahmedcan Seydaşev ve Abdullah Apanay, reformist din adamı Alimcan Barudi ve diğer bir çok muteber şahıslar vardı. Mart ve Nisan 1905 ayları boyunca Kırım Tatarları arasında bu gayeye yönelik yapılan toplantılar sonrasında Müslümanlara yani Kırım Tatarlarına kanun önünde her açıdan Ruslarla eşitlik verilmesi ve onlara ihsan edilen her türlü hürriyetlerden Müslümanların da istifade etmesini, diğer yandan da imparatorluk içinde bir azınlık toplumu durumunda olan Müslümanların özel şartlarından kaynaklanan ihtiyaçlarının tanınmasını ihtiva eden düzenlemeler yapılmasını talep eden 17 maddelik bir metin hazırlandı.

Gaspıralı'nın liderliğindeki Kırım Tatar heyeti 21 Mayıs 1905'de St. Petersburg'a vardı. Heyet 31 Mayıs'da Halk Maarifi Bakanı, İçişleri Bakanı Aleksandr Grigoryeviç Bulıgin ve Savaş Bakanı General Vladimir Viktoroviç Saharov'a tarafından kabul edildi. Gaspıralı, İçişleri Bakanına dilekçeyi takdim ederken özelikle gerek bakanlığa bağlı Rus-Tatar okullarında gerekse Müslüman mekteplerinde ana dilinde hem dinî hem de dünyevî dersler okutulmasına izin verilmesi ricasını vurguladı.

İmparatorluk başkentinde bulundukları süre içinde Kırımlılar diğer Türk-Müslüman bölgelerinden gelen heyetlerle de karşılaştılar. Aslında, yaklaşık 40 Müslüman bölgesinden hükümete takdim edilen dilekçeler temelde birbirinden farksız hususları ihtiva etmekteydi. St. Petersburg'da Gaspıralı, Abdürreşid İbrahim, Bünyamin Ahtemov, Ali Merdan Topçubaşı ve diğerleri arasında yapılan toplantılarda "Rusya'da bulunan cümle Müslümanları birleştirmek ve milletin efkâr ve ihtiyacına göre beraberce iş ve umur göçürmek lâzım olduğuna" karar verildi. Ağustos ayında yıllık panayır zamanında Nijniy Novgorod'da Bütün-Rusya Müslümanları Kongresi'nin toplanması hususunda mutabakata varıldı.

1906'nın ilk yarısı Rusya İmparatorluğu'nun siyasî ve sosyal hayatında alışılmışın dışında canlılığın yaşandığı bir dönem oldu. Bu durum imparatorluğun Müslüman bölgeleri için de geçerliydi. Her şeyden önce, seçilmiş milletvekillerinden oluşan yasama meclisi, yani Devlet Duması 10 Mayıs 1906'da açılmıştı. Ne var ki, Duma sadece iki aydan az bir süre çalışabildikten sonra, Çar tarafından dağıtıldı. Duma'nın yanısıra söz, basın ve teşkilat hürriyetleri sayesinde imparatorluğun her tarafında bir anda sayısız teşkilatlar ve basın-yayın organları peyda olmuşlardı. Bu kısa nispî hürriyet devresinden Rusya'nın Müslüman tebaası da istifade etti. Birinci Duma'daki 467 milletvekilinden 25'i Müslümandı (ancak bu aşikâr bir şekilde Müslümanların toplam nüfuslarına oranla çok düşük bir sayıda temsil edildiklerini gösterir). Bir kaç ay içinde Müslüman bölgelerin her tarafında sayılmayacak kadar çok yeni gazete ve dergilerle cemiyetler ortaya çıktı. Her türlü cemaat faaliyetleri hız kazandı ve bariz millî vasıflar almaya başladı. Aynı durum, artık sosyalistlerden reaksiyonerlere kadar her türlü grubu ihtiva etmek durumunda olan Rusya-Müslümanlarının siyasî yelpazesi için de geçerliydi.

Bu ortam içinde yaklaşık 800 delegenin katılımıyla 29 Ağustos-3 Eylül 1906 tarihleri arasında Nijniy Novgorod'da toplanan Üçüncü Bütün-Rusya Müslümanları Kongresinde Gaspıralı'nın karşı görüşlerine rağmen, kongrede kurulması kabul edilen İttifak-ı Müslimin (Müslüman İttifakı) Partisinin Azerbaycanlı tanınmış avukat Ali Merdan Topçubaşı tarafından teklif edilen geçici programı kabul edildi. Bu arada gizli oyla yapılan seçimlerle İttifak-ı Müslîmîn'in Merkez Komitesi'ne seçilen 15 Merkez Komitesi üyesi arasında 200 oy alan Gaspıralı da vardı. Gaspıralı'dan daha yüksek oyla seçilenler Abdürreşid İbrahim (219 oy), Yusuf Akçura (216 oy), ve Seyit Gerey Alkin (209 oy) idi. Kırım'dan Merkez Komitesi'ne seçilen ikinci üye ise Mustafa Mirza Davidoviç idi (89 oy).

Kongre'nin en önemli kararlarından biri de bir maarif programının kabulüydü. Bu program aslında Rusya İmparatorluğu'ndaki Müslümanlar arasında Usûl-ü Cedid'in nihaî ve kesin zaferinin belgelenmesi mahiyetindedir. Program'daki diğer cedid ilkelerinin yanısıra, bu belgede Rusya İmparatorluğu'nun her tarafındaki Müslüman eğitim ve öğretiminin birleştirilmesi, bütün Müslüman çocukları (kız ve erkek) için ilk öğretim mecburiyeti getirilmesi, bütün Müslüman muallimlerin merkezî bir teşkilatta birleştirilmesi ve orta dereceli Müslüman okullarının kurulması talep edilmekteydi. Programa göre ilk mekteplerde ders dili oranın mahallî şivesi (veya mümkün olduğu takdirde edebî Türkçe) olacak, orta mekteplerde ise dersler yalnızca Osmanlı Türkçesinde okutulacaktı. Bu Gaspıralı'nın on yıllardır uğrunda çalıştığı dil birliği prensibinin genel kabul ve tasdik görmesinden başka bir şey değildi.

Kongre'de alınan diğer kararlar arasında, İdare-i Ruhâniye'lerin ıslahı ve bunların personelinin beş yıllık dönemler için halk tarafından seçilmesi, Devlet Duması'nın en kısa zamanda tekrar açılması ve Müslümanlar arasında hükümet desteğindeki misyoner faaliyetlerine son verilmesi de vardı.

Üçüncü Bütün-Rusya Müslümanları Kongresi Gaspıralı'ya yapılan büyük sevgi ve saygı gösterisiyle sona erdi. Kongre bitiminde Gaspıralı delegeler tarafından omuzlara alınarak, yarım saat boyunca Kongre salonu "Yaşasın Gasprinskiy" nidalarıyla çınlatıldı. Bilâhare, önde gelen sosyalistlerden biri Gaspıralı'yı "milletin babası" ilân ederek heyecanlı bir nutuk irad edince herkes yeniden coşarak Gaspıralı'yı tekrar omuzlara aldı ve "Yaşasın Gasprinskiy! Yaşasın Hürriyet! Yaşasın Millet!" sloganları atıldı. İttifak-ı Müslîmîn Merkez Komitesi de Rusya Müslümanlarına yaptığı hizmetler için Gaspıralı'ya resmen teşekkür ettiği gibi, o akşam Gaspıralı şerefine büyük bir ziyafet verildi.

Yararlanılan Kaynaklar:

Kırımlı, H. 1996. Kırım Tatarlarında Millî Kimlik ve Millî Hareketler (1905-1916), 296 s., Türk Tarih Kurumu, 1996. Ankara.

Devlet, N. 1985. Rusya Türklerinin Millî Mücadele Tarihi, Türk kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları :58, Seri:111- Sayı : A.14.350 s., Ankara

Ertuğrul KARAŞ

Vatan Kırım.net