Yazınızı gönderin yayınlayalım.

.gir .keşfet .paylaş

Lozan Barış Antlaşması'nın 90. Yılı

Mudanya Ateşkes Antlaşmasının imzalanmasından sonra barış görüşmelerinin başlamasına karar verilmişti.TBMM, Konferansın Türkiye’de yapılmasını istemesine rağmen,İtilaf devletleri görüşmelerin tarafsız bir ülkede yapılması gerektiğini belirtmişlerdir.Sonuç olarak da İsviçre’nin Lozan şehri konferans için uygun görülmüştür.TBMM bu konferansa çok önem vermekteydi. Çünkü hem I.Dünya Savaşının hem de Kurtuluş Savaşının sonuçlandırılacağı çok yönlü bir antlaşma imzalanacaktı.Bu antlaşma aynı zamanda yeni bir devletin dünya devletleri arasında saygınlığını kabul ettireceği bir belge özelliğini de taşımaktaydı.




Lozan görüşmelerine hazırlıklar yapılırken saltanatın kaldırılması konusu gündeme gelmiş ve TBMM’de büyük tartışmalara neden olmasına rağmen 1 kasım 1922’de saltanat kaldırılmıştır.Böylece TBMM heyeti Türkiye’nin tek temsilcisi olarak konferansa katılmıştır.Fakat TBMM heyetinin başkanı konusunda da geçici bir sorun yaşanmıştır.Mecliste bir çok tecrübeli siyasetçi olmasına rağmen,bir çoğu yıllarca padişah için çalışmış olmaları nedeniyle Mustafa Kemal Paşa tarafından heyet başkanı yapılmak istenmemişlerdir.İsmet Paşa bu konuda çok tecrübeli olmamasına rağmen Mudanya Ateşkes Antlaşmasında başarılı olmuş ve TBMM’ye sadakatini kanıtlamıştı.Bu nedenle Mustafa kemal Paşanın da onayıyla İsmet Paşa Lozan’a gidecek olan TBMM Heyetinin başkanlığına getirilmiştir.

TBMM Heyetinin Lozan’daki Amaçları


• Misak-ı Milli’yi gerçekleştirmek 
• Türk topraklarında bir Ermenistan kurulmasını önlemek 
• Kapitülasyonları kaldırmak 
• İtilaf Devletleriyle TBMM arasında olan sorunları çözmek 
• Yeni Türk Devletinin tanınmasını sağlamak 

Lozan'da Konferansa Katılan Devletler


Konferansı toplayan devletler İngiltere Fransa İtalya ve Japonya idi.Bu nedenle TBMM’yi konferansa bu devletler davet etmişlerdi.İngiltere Fransa ve İtalya Sevr antlaşmasını onaylatarak Ortadoğu’da toprak sahibi olmak istiyorlardı.Japonya ise bu devletleri destekleyerek ekonomik kazanç sağlamayı Boğazlar konusunda ve dünya siyasetinde daha etkili olmayı hedeflemiştir. Lozan görüşmelerin tamamına katılan diğer devletler de Yunanistan Yugoslavya ve Romanya’dır. 

ABD I.Dünya Savaşında İtilaf devletlerinin yanında savaşa girmiş olmasına rağmen Lozan barış Antlaşması görüşmelerinde “gözlemci” sıfatıyla bulunmuştur. 

Sovyet Rusya ve Bulgaristan ise sadece Boğazlar konusu görüşülürken konferansa çağırılmışlardır. 



Görüşmelerin Kesintiye Uğraması ve Tekrar Başlaması 

Lozan Barış görüşmeleri 20 Kasım 1922’de başlamıştır.Bu görüşmelerde TBMM,kapitülasyonlar İstanbul’un boşaltılması Musul ve Ermeni Devleti konularında hiçbir ödüne yanaşmamıştır.Çok sert ve gergin bir ortamda geçen bu görüşmeler her iki tarafında ödün vermemesi nedeniyle 4 Şubat 1923’te kesilmiştir.Türk heyeti bu görüşmelerde Ermeni Devleti ve kapitülasyonlar konularında kesinlikle ödün vermemiştir. 

Lozan Barış görüşmelerinin kesilmesi yeniden savaş yapma ihtimalini ortaya çıkarmıştır.Fakat arabulucuların karşılıklı ikna etme çalışmaları sonucunda heyetler Lozan’da 23 Nisan 1922’de yeniden görüşmelere başlanmıştır. 

İlk tur görüşmeler kesintiye uğradığı sırada ilk TBMM yasal süresini doldurmak üzereydi.Üstelik Saltanatın kaldırılması nedeniyle iyice yıpranmıştı.Bu nedenle ikinci tur barış görüşmeleri henüz başlamadan 1 Nisan 1923’te TBMM yeni seçimler yapılması için tatil edilmiştir.Bu sırada ikinci tur barış görüşmeleri başlamış bu görüşmelerde de TBMM'yi İsmet Paşa başkanlığında bir heyet temsil etmiştir. 

23 Nisan 1923’te başlayan bu görüşmeler 24 Temmuz 1923’te antlaşma imzalanarak son bulmuştur. 

Ayrıca bakınız;

Lozan'ın Gizli Maddeleri Konusu

Atatürk'ün Gizli Kuzey Irak Harekatı



Mustafa Kemal 1922 yılında İngilizler'in faaliyetinden rahatsız olduğu için, Lozan görüşmelerinden önce gizli bir askeri harekât emri verdi. Yarbay Şefik Özdemir Bey'in "şahsen" yürüttüğü izlenimi verilen Revanduz Harekâtı, gerilla taktikleriyle yürütüldü ve bir yıldan fazla sürdü.


Barzani aşiretinin lideri Şeyh Mahmut, İngilizler'in girişimlerine karşı koyarak harekâta destek vermişti. Talabani aşiretiyse İngilizler'e bağlı kaldı. Harekât önce başarılı olsa da sonuç vermedi ve belki de tarihin akışını değiştirdi. İşte Harekât'ın çarpıcı ayrıntıları….


Günümüzde Kuzey Irak'taki Süleymaniye, Telafer ve Revanduz gibi yerleşim alanlarını kapsayan bölge, Osmanlı döneminde 'Elcezire Cephesi' olarak adlandırılıyordu ve Kurtuluş Savaşı sırasında bugünkü kadar sıcaktı!


Hatta Mustafa Kemal 1 Şubat 1922'de telgrafla o sırada Milis Kaymakam (Yarbayı) rütbesindeki Özdemir Bey'e emir vermiş ve bölgeye gizli bir harekât düzenlenmişti.


Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı'nın (ATASE) arşivinde bulunan bu emrin röprodüksiyonunu Yeni Aktüel'e veren Hacettepe Üniversitesi öğretim üyesi ve 'Osmanlı Yönetimindeki Topraklarda Arap Milliyetçiliğinin Doğuşu ve Suriye' kitabının yazarı Doç Dr. Derviş Kılınçkaya, Atatürk'ün Musul sorunu konusunda resmi olarak silahla çözüme gitmemiş görünse de Özdemir Bey'i görevlendirip gayrı resmi olarak doğrudan müdahale ettiğini belirtiyor. Kanıtları Genelkurmay, Başbakanlık ve TBMM arşivlerindeki belgelerde bulunan bu harekât kamuoyunda pek bilinmese de bölge ve Musul sorunu üzerinde çalışan uzmanların araştırmaları karanlıkta kalan bu döneme ışık tutuyor.


Türk Askeri Tarih Komisyonu ve Türk Silahlı Kuvvetleri Atatürk Araştırma ve Eğitim Merkezi Genel Kurulu üyesi olan Dr. Zekeriya Tüzmen de bu uzmanlardan. Tüzmen'in Atatürk Araştırma Merkezi tarafından yayımlanan "Musul Meselesi - Askeri Yönden Çözüm Arayışları (1922-1925)" kitabıyla aynı merkezin dergisinde yayımlanan "Özdemir Beyin Musul Harekâtı ve İngilizler'in Karşı Tedbirleri (1921-1923)" makalesi konuyla ilgili en yetkin kaynaklardan ikisi. Kitaba ve makaleye göre, Musul 10 Kasım 1918'den itibaren İngiliz işgali altında kalsa da, İngilizler bölgeye hâkim olamamıştı.


Türk Genelkurmayı hâkimiyet kurabilmek için bölgeyi, aşiretleri ve gelenekleri iyi bilen ve Antep'te Kuvayı Milliye komutanlığı yapmış olan Özdemir Bey'i görevlendirdi. Görev resmi değil, şahsi görünecekti; bu yüzden görevlendirilen birlik Aneze ve diğer aşiretlerdeki savaşçılarla Fransız ordusundan kaçan Tunuslu ve Cezayirli erlerden oluşturuldu. Özdemir Bey'e de bölge halkının dininançlarına saygılı olması, halka ve özellikle aşiret reislerine düşüncelerini sorması; halka, İngilizler'in İslam birliğini parçalamak ve memleketlerini işgal etmek amacı güttüklerini anlatması, Irak Kralı Faysal'ın da tamamen İngiliz isteklerine göre hareket ettiğini ifade etmesi talimatı verildi.


Özdemir Bey'in bölgeye ulaştıktan sonra Diyarbakır'daki Elcezire cephesi komutanlığına gönderdiği bir rapor oldukça anlamlı:
"Bu havalide, mevcut aşiretler ve millkuvvetlerin miktarı isterse on binlere ulaşsın, her türlü teçhizatı da mevcut bulunsun, kendi kendilerine düşmana bir fişek bile atmaları imkânsızdır. Bunların içlerine her halde az çok bir kuvvet ithaliyle mevcudiyetlerini takviye ve ayni zamanda kendi iradelerine rağmen kafalarına vura vura ateş hattına sevk etmek mümkün olacaktır."


Bu saptamaya karşın Özdemir Bey; Sürücü, Barzani, Zibarlı ve Balikli aşiretlerini yanına çekebildi. Özdemir Bey'in bölgedeki başarıları üzerine İngiliz yetkilileri Londra'ya gönderdikleri raporlarda Irak'taki birliklerinin ya takviye edilmesini ya da bölgenin tamamen boşaltılmasından yana olduklarını ifade etti. Raporlardaki bilgilere göre, bölgeye asker sevk etmenin zorluğunu dile getiren İngiltere Savaş Bakanlığı mevcut kuvvetlerle Musul'un savunulmasını ve kademeli olarak Türkler'e sezdirmeden bölgeden geri çekilmeyi tavsiye etmişti. Lozan Konferansı öncesinde savaşı büyüterek gerginliği tırmandırmak istemeyen İngilizler, sadece hava bombardımanlarını sürdürdüler.


İngilizler Barzani aşiretinin lideri Şeyh Mahmut'a karşı da önde gelen aşiret reislerinden Seyyid Taha ve Simko'yu kullanmak istedi. Bu sırada Türk ordusu İzmir önlerine gelmişti. TBMM Başkanı Mustafa Kemal ve Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa, Musul cephesindeki gelişmeleri de izliyordu. Ancak konferans başladıktan sonra Türkiye diplomasiye daha çok önem verdi. İngiliz saldırılarına dayanamayan ve gerekli desteği alamayan Özdemir Bey ise geri çekilerek İran'a geçti ve 10 Mayıs'ta Van'a ulaşınca askeri harekât bitti. Kurtuluş Savaşı'nın önde gelen isimlerinden ve 1922-1923 arasında birkaç ay başbakanlık da yapan Rauf (Orbay) Bey ise, Özdemir Bey'in İran'a gitmesini onaylamıyordu ve Genelkurmay'a yazdığı yazıda Özdemir Bey'in başına buyruk hareket ettiğini belirtmişti.


"Bölgede İngiliz baskısı çok kuvvetliydi"


Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Türk Askeri Tarih Komisyonu asli üyesi Yrd. Doç. Dr. Ali Güler, Batı cephesinde savaşı sürdüren Türk ordusunun bölgede yeni bir cephe açması mümkün olmadığı için bu yola başvurduğunu belirtiyor. Güler, Özdemir Bey'in başlangıçta önemli başarılar elde etmesine rağmen daha sonra para, malzeme ve silah yardımı alamadığı ve haberleşme zamanında yapılamadığı için başarısız olduğunu, bunda bazı aşiretlerin ihanet etmesinin de etkili olduğunu ekliyor.
'Elcezire ve Özdemir Harekâtı' kitabının yazarı Murat Güztoklusu da bölgedeki irtibatın zorluğuna ve kış şartlarına dikkat çekiyor: "Zaho üzerinden harekât yapılabilseydi başarılı olunurdu ancak askeri birliklerimizin çoğu Batı cephesindeydi". Güztoklusu'na göre asıl nedense harekâtın yönetiminin Özdemir Bey Revanduz'a geldikten kısa süre sonra Elcezire'den alınıp Doğu cephesine verilmesi!


Mustafa Kemal'in çekincesi Kürdistan değil, Ermenistan'ın kurulmasıydı


Prof. Dr. Mim Kemal Öke'nin iddiasına göre Atatürk'ün Musul bölgesine önem vermesinin sebebi petrol kaynakları değil, bölgede Ermenistan devletinin kurdurulmasını engellemekti. Barzani aşiretinin 1919 yılındaki lideri Şeyh Mahmut Efendi'ye gönderdiği şu telgraf Mustafa Kemal'in bu konudaki hassasiyetini göstermesi bakımından anlamlı:




"Şeyh Mahmut Efendi Hazretlerine,
Erzurum, 13 Ağustos 1919
(...) Yurdumuzun Ermeni ayakları altında çiğnenmesine ve ulusumuzun Ermeniler'e tutsak olmasına olur verecek hiçbir Müslüman düşünülemez. Düşmanlarımızın her yerdeki davranışları hep yurdun parçalanması ve ulusumuzun tutsak olması amacına yöneliktir. Ulustan güç almayan ve tutsak durumunda bulunan hükümet beceriksizlikten başka bir eylem gösterememiştir. (...) (Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı Yazışmaları, Cilt: I)


AKTÜEL

İstanbul'un İşgal Edilmesi


30 Ekim 1918'da Osmanlı ile İtilaf Devletleri arasında imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması'nın bir sonucu olarak İtilaf kuvvetleri 13 Kasım 1918 tarihinde başkent İstanbul'a girmiştir.

7 Kasım'da 55 parçalık donanma ile Çanakkale Boğazını geçen işgal kuvvetleri 13 Kasım günü 3500 askerle İstanbul'a girdiler.İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar'dan oluşan işgalcilerin İstanbul'a girmeleri ile 465 yıllık başkente ilk kez yabancılar askeriyle giriyor, millet esaretle tanışıyordu.

İşgalden önce 1 Kasım'da hükümetteki İttihat ve Terakki'nin kendisini lağvetmesinin sonucunda 23 Kasım'da Ahmet İzzet Paşa yeni hükümeti kurdu.

İşgal altındaki İstanbul'da İttihatçılar yargılandı, Mondros ve Malta'ya sürgüne gönderildi. Türk ordusu, anlaşma hükümlerince terhis ediliyordu.İşgal Kuvvetleri resmi ve sivil birçok yöneticiyi, askeri, aydını savaş suçlusu ilan ederek tutukladılar, sürgüne gönderdiler.

Ancak 16 Mart 1920'de İşgal kuvvetleri bütün karakollar ve devlet binalarını bastı ve kontrolü altına aldı.Meclis-i Mebusan basıldı, vekillerin bir kısmı sürgüne gönderildi.Kaçabilenler ise Anadolu'ya gelerek Milli Mücadele'ye katıldı.


Enver Paşa, İngiliz İstihbaratı ile neler konuştu ?



Enver Paşa’nın Kurtuluş Savaşı sürerken İngilizler’le üç ayrı gizli görüşme yaptığı belgelendi. İngiliz istihbarat raporlarına göre, Türkiye’nin bağımsızlığının tanınması karşılığında İngiltere’ye Bolşevikler ile işbirliğinden vazgeçmeyi öneren Enver Paşa, ‘Anlaşma olursa Mustafa Kemal lider olabilir’ diyor.

İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin kurucu önderi Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın dönemin İngiliz Savunma Bakanı Winston Churchill’in bilgisi dahilinde İngiliz İstihbarat Binbaşısı Ivor Hadley ile Berlin’de üç kez gizlice görüştüğü ortaya çıktı. İngiliz isthbarat raporlarına göre, 88 yıl önce yapılan görüşmelerde, Enver Paşa, İngiltere’ye açıkça Türkiye’nin bağımsızlığının tanınması için teklif götürüyor. Mustafa Kemal’in tekliften haberi olup olmadığı sorusuna ise Enver Paşa, ‘Aramız çok iyi. Benim altımda çalışabileceğini söyledi. Lider olabilir’ yanıtını veriyor.

ONUNLA ARAMIZ ÇOK İYİ

Türk Tarih Kurumu’nda yürütülen bir proje kapsamında 2004-2009 yılları arasında ABD, İngiltere ve Alman milli arşivlerinde incelemeler yapan Balıkesir Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Bülent Özdemir, İngiliz istihbarat raporlarına ulaşmayı başardı.

İngiltere Savaş Bakanlığı, belgeleri ve istihbarat raporlarının yer aldığı, ‘War Oficce’de incelemeler yapan Doç. Özdemir, Enver Paşa’nın İngiliz istihbarat subayı Ivor Hadley ile 6 Ocak 1920, 16 Ocak 1920 ve 24 Şubat 1920 tarihlerinde Berlin’de bir araya geldiğini ortaya çıkardı.

İstihbarat raporlarına göre, Enver Paşa, İngiliz subayın ‘Anadolu’da Kurtuluş Savaşı’nı yürüten Mustafa Kemal sizi ciddiye alacak mı’ sorusuna şu yanıtı veriyor: ‘Mustafa’yla aramız iyi. Mustafa, imkanlar dahilinde İngiltere ile anlaşabileceğini ve gerekirse benim altımda sıradan bir subay olarak çalışabileceğini söylüyor. Eğer bir anlaşma olacaksa İngiltere’nin Mustafa Kemal’i bir lider olarak tanımasında benim açımdan bir sakınca yoktur. Önemli değil, lider Mustafa Kemal olsun.’

MEÇHUL KADIN ARACI

İngiliz arşivlerine göre, ilk görüşme Enver Paşa’nın eşi Naciye Hanım ve 3 yaşındaki kızı Türkan’ı İngiltere üzerinden getirdiği Almanya’daki, ‘17 Knausstasse Grunewold-Berlin’ adresinde gerçekleşti. 6 Ocak 1920’de kimliği belirsiz bir kadın, İstihbarat Binbaşısı İvor Hadley’i, telefonla arayarak ‘Enver Paşa ile görüşmek ister misiniz?’ diye sordu. İstihbaratçı bu telefona, ‘O meşhur Enver Paşa mı?’ diye karşılık verip görüşmeyi kabul etti.

BiRiNCi GÖRÜŞME 6 OCAK 1920

Vatansever olduğunu söyleyerek işbirliği önerdi

İstihbarat Binbaşı Hadley, İngiliz Savaş Bakanlığı kayıtlarına da giren ilk görüşmeyi şöyle anlatıyor: ‘Enver Paşa söze bir vatansever olduğunu söyleyerek başladı. Savaşın kaybedildiğini, bir asker olarak bunu kabullendiğini ve Türkiye’nin gerçek dost olarak İngiltere’yi gördüğünü söyleyerek, gizli bir işbirliği teklif etti.’

Hadley, Enver Paşa’nın görüşmede kendisine, ‘Eğer Türkiye ile bir işbirliği yaparsanız İngiltere’nin Mısır’da ve diğer Müslüman doğu ülkelerinde (Özellikle Hindistan-Afganistan) yaşadığı sorunların çözümü konusunda bizzat çalışarak nüfuzunu kullanacağını, ve bu teklifin doğrudan Savunma Bakanı Wınston Churchill’e iletilmesini istediğini’ söylüyor. Binbaşı Hadley, ‘Londra’ya gidip bunları Churchill’e anlattım. O da o sırada Paris Barış Görüşmeleri’nde olan Başbakan Lord Crouzon’a gönderdi’ diye de ekliyor.

iKiNCi GÖRÜŞME 16 OCAK 1920


Enver Paşa ‘Profesör Ali’ takma adını kullanıyordu.

Hadley: Churcill’in bilgisiyle 16 Ocak 1920’de Berlin’deki adreste ‘Profesör Ali’ takma adını kullanan Enver Paşa ile ikinci kez görüştük. ‘Mustafa Kemal sizi ciddiye alacak mı?’ diye sordum.

Enver Paşa da ‘Mustafa, imkanlar dahilinde İngiltere ile anlaşabileceğini, gerekirse benim altımda sıradan bir subay olarak çalışabileceğini söylüyor. Anlaşma olacaksa İngiltere’nin Mustafa Kemal’i lider olarak tanımasında benim açımdan bir sakınca yoktur. Lider Mustafa Kemal olsun’ dedi.

ÜÇÜNCÜ GÖRÜŞME 24 ŞUBAT 1920

Bağımsız Türkiye’ye karşılık Bolşevikler

‘Enver Paşa, 24 Şubat 1920’de acil görüşme talebinde bulundu. Bu görüşmede Enver Paşa, anlaşma halinde;

1- Bolşevikler’in Kafkasya yoluyla İran’a kadar gitmesini engelleyeceğim.

2- Afganistan ve İran’da İngiliz karşıtlığının ortadan kalkması için çalışacağım.

3- Mısır’a belli oranda bağımsızlık verilirse, ‘Oradaki milliyetçilere İngiltere ile yakın ilişkide çalışın’ telkinlerinde bulunacağını söyledi. Enver Paşa, bunları tam bağımsız yeni bir Türkiye karşılığında yapabileceğini ifade etti.’

İNGİLİZLERE BLÖF YAPTI


Doç. Bülent Özdemir (Balıkesir Ünv.): Bütün bu gelişmeler, Enver Paşa’nın öncelikle İngiltere ile anlaşmak istediğini, Sovyet hükümeti ile yapacağı görüşmelerin daha çok B planı olduğunu ve yine Sovyet Rusya’nın opsiyonunu İngiltere’ye karşı bir blöf olarak kullandığını gösteriyor.

Mustafa Armağan (Tarihçi-yazar): Almanlar’la görüşmelerini biliyoruz. Ruslar’la görüşmeleri yayımlandı. Atatürk’le ilgili sözlerini açıkcası hiç duymamıştım.

Doç. Hakan Kırımlı (Bilkent Ünv.): Kesinlikle böyle bir görüşme olmuştur. Enver Paşa’nın o dönemdeki yazışmaları bağlamında bakılınca bu görüşme gerçektir.


Star Gazete