Yazınızı gönderin yayınlayalım.

.gir .keşfet .paylaş

Tüfek Mikrop Çelik Belgeseli

"Neden Avrupalılar Amerika'yı keşfetti de Amerikalılar Avrupa'yı keşfetmedi" Bu basit sorunun ardında insanlığın MÖ 11.000'den günümüze tarihi gizli. Fizyoloji profesörü Jared Diamond, Tüfek, Mikrop ve Çelik'te, aklımıza gelmeyen, geldiğinde çocukça bulduğumuz soruların yanıtlarını araştırırken, tarımın başlamasından yazının bulunuşuna, dinlerin ortaya çıkışından imparatorlukların kuruluşuna, tarihin seyrini belirleyen pek çok önemli adımı ayrıntısıyla inceliyor. İnsan toplulukları arasındaki farklılıkların, eşitsizliklerin nedenlerini, temellerine inmeye çalışarak sorguluyor; günümüz dünyasını biçimlendiren etkenlerin izini sürüyor... Biyoloji, jeoloji, arkeoloji, coğrafya gibi değişik bilim dallarından beslenen, "Batılı" koşullanmalardan arınmış, geleceği gösteren bir tarih belgeseli.






Hammurabi Kanunları

Krallığın ebedi tohumu, 
Kuvvetli kral 
Babil’in güneşi 
Sümer ve Akkad memleketleri üzerine nur çıkartan (yağdıran), 
Dört cihana boyun eğdiren kral 
Iştar’ın sevgilisiyim ben, 
Marduk, insanları doğru idare etmek (ve) 
Memleketin idaresini ele almakla beni görevlendirdiği zaman, 
Memleketin diline doğruluk ve adalet koydum. 
(Halkı memnun ettim) Halkın bedenini hoş ettim





İşte o zaman: 


Eğer bir adam, bir adamı suçlayıp ona cinayet suçu atar (onu cinayetle suçlar) ve bunu ispat edemezse, suçlayan kimse öldürülecektir. 


Eğer bir adam, bir adam hakkında (onun) büyü (yaptığını) iddia ederse ve onu ispat etmezse (edemezse); üzerine büyücülük iftirası atılan adam, nehre gidecek (nehre atılacaktır). Eğer nehir onu çekerse (zaptederse) iftira eden onun evini (mülkünü) alacak (sahiplenecektir). Eğer o adamı nehir temize çıkarırsa ve selamete çıkarsa ona iftira eden adam öldürülecektir. Nehrin selamete çıkarttığı (adam) iftiracının malına mülküne sahip olacaktır. 


Eğer bir adam, bir davada yalancı şahitliğe (yalancı şahid olarak) çıkıp söylediği sözleri ispat edemezse ve eğer bu dava can davası ise (canla ilgili dava ise), o adam öldürülecektir. 


Arpa veya gümüşün (paranın) konu olduğu bir şahitliğe çıkarsa, o davanın cezasını çekecektir. 


Eğer bir yargıç, bir dava hükmetmiş, karar kesip bir belge düzenlemişse ve sonra kararını değiştirirse, o yargıcın verdiği kararda değişiklik yaptığını tespit ederlerse ve bu davada şikayet varsa ( verilen hükmün) 12 katını verecektir (ödeyecektir). Meclisteki yargıçlık kürsüsünden kaldırtılacak ( atılacak, oraya) dönmeyecek ve mahkemede yargıçların arasına oturtulmayacaktır. 


Eğer bir adam ister gümüş, ister altın, ister erkek, ister kadın köle, ister öküz, ister koyun, ister eşek veya herhangi bir şeyi bir (hür) adamın oğlunun veya kölesinin elinden, şahitsiz veya senetsiz satın alır veya onu saklamak için alırsa, o adam hırsızdır, öldürülecektir. 


Eğer bir adam, sığır, koyun, eşek, domuz veya bir gemi çalarsa ve bunlar tanrıya veya saraya aitseler (çaldığının) 30 katını verecektir; muşkenum’a aitse 10 katını ödeyecektir. Eğer çalanın verecek hiçbir şeyi yoksa öldürülecektir. 




Eğer, eşyası kaybolan bir adam, kaybolan eşyasını bir adamın elinde yakalarsa, kaybolan eşya elinde yakalanan kimse ‘ bana bunu bir satıcı verdi, şahidler önünde saın aldım’ derse, eşyası çalınan adam (da) ‘kaybolduğunu bilen şahit getireyim’ derse, satın alan ona satanı ve önlerinde satın aldığı şahitleri getirirse, yargıçlar sözlerini inceler; önlerinde satış olan şahidler ile çalındığını bilen şahidler, bildiklerini tanrı önünde söyleyeceklerdir. Satan hırsızdır, öldürülecektir. Çalınmış eşyanın sahibi ise, çalınmış malını alacaktır. Satın alan, satanın mal ve mülkünden verdiği gümüşü alacaktır. 


Eğer satın alan kimse, ona vereni ve önünde satış yaptığı şahitleri getiremezse, çalınmış eşyanın sahibi ise kaybolduğunu bilen şahitler getirirse satın alan hırsızdır, öldürülecektir. Kaybolmuş eşyanın sahibi, kaybolmuş eşyasını alacaktır. 


Eğer, kaybolmuş eşyanın eşyanın sahibi, kaybolan (eşyayı) bilen şahitler getirmezse, o bir yalancıdır, iftira etmiştir, öldürülecektir. 


Eğer, satan kimse kaderine gittiyse (öldüyse) satın alan, satanın mal ve mülkünden, o davanın kestiği hükmün 5 katını iddia edip alacaktır. 


Eğer o adamın şahidleri yanında değillerse, yargıçlar ona 6 ay kadar bir süre tanıyacaklardır. Eğer 6 ay içinde şahitleri çıkaramazsa o adam yalancıdır. O davanın cezasını yüklenecektir. 


Eğer bir adam, bir başka adamın küçük oğlunu çalarsa öldürülecektir. 



Eğer bir adam, saraya veya muşkenum’a ait kaybolmuş bir erkek veya kadın köleyi evinde saklarsa ve tellalın çağrısı üzerine onu (ortaya) çıkartmazsa o evin sahibi öldürülecektir. 


Eğer bir adam, kayıp bir erkek veya kadın köleyi kırda (açıkta) yakalayıp sahibine getirirse, kölenin sahibi ona 2 şekel gümüş verecektir. 


Eğer o köle sahibini söylemezse, onu (yakalayan) saraya götürülecektir. Durumu araştırılacak ve sahibine onu geri verecektir. 


Eğer, o köleyi evinde alakorsa, sonra köle elinde yakalanırsa, o adam öldürülecektir. 


Eğer köle, onu yakalayanın elinden kaçarsa, o adam köle sahibine tanrı yemini edecek ve serbest kalacaktır. 


Eğer bir adam bir ev delerse, deliğin önünde onu öldürülecekler ve onu asacaklardır. 


Eğer bir adam hırsızlık yapar ve yakalanırsa o adam öldürülecektir. 


Eğer hırsız yakalanmazsa malı çalınan adam, nesi çalındıysa tanrı önünde açıklayacak, topraklarında ve bölgelerinde hırsızlık olan şehir ve onun ileri gelenlerine çalındıysa kendisine ödeyeceklerdir. 


Eğer bir can (konu) ise, şehir ve ileri gelenleri onun (yakınlarına) bir MANA ( yaklaşık yarım kiloluk ağırlık birimi) gümüş tartacaklardır. 


Eğer bir adamın evinde ateş (yangın) üflenirse (çıkarsa), ateşi söndürmeye gelen adam ev sahibinin eşyasına göz kaldırırsa ( göz korsa) ve ev sahibinin malını alırsa, o adam o ateşe atılacaktır. 


Eğer kralın seferine gitmesi emredilen bir asker, veya bir balıkçı (emredilen sefere) gitmezse ve bir bedel kiralayıp yerine yollarsa o asker veya o balıkçı öldürülecektir. Onun yerine kiralanan ( bedel) onun malını mülkünü yüklenecektir ( alacaktır). 


Eğer, timar hizmetinde iken kaçırılan bir asker veya balıkçının oğlu timar’ı yürütebilecek kudrette ise tarla ve bahçe kendisine verilip, babasının tımarının sorumluluklarını yerine getirecektir. 


Eğer oğlu küçükse ve babasının timarın sorumluluğunu yüklenecek kudrette değilse, bahçenin ve tarlanın 1/3 ü annesine verilecek, annesi onu büyütecektir. 


Eğer bir asker veya bir balıkçı, tarlasını ve bahçesini ve evini timar yüzünden terk edip uzaklaşırsa, ondan sonra bir başkası tarlasına, bahçesine ve evine el koyarsa (ve) 3 yıl timar sorumluluğunu yerine getirirse, kendisi (asker veya balıkçı) döner, tarlasını, bahçesini ve evini (geri) isterse, ona verilmeyecektir. El koyan ve tımarı yürüten kimse, sorumluluğunu yerine getirecektir. 


Eğer bir yıl uzaklaşıp dönerse tarlası, bahçesi ve evi ona verilecektir. Kendisi timarının sorumluluklarını yerine gerirecektir. 


Eğer, ister bir asker, ister bir balıkçı olsun, kral seferinde , (iken) esir edilmişse ve bir tüccar onu çözerse (kefaretini öderse) ve şehrine kavuşturursa, evinde çözme parası (fidye) varsa, kendisini bizzat çözer (tüccara olan borcunu verir). Şayet evinde çözecek (bir karşılığı) yoksa şehrinin tapınağı (tarafından) çözülür. Eğer şehrinin tapınağının çözüm karşılığı yoksa, onu saray çözecektir. Tarlası, bahçesi ve evi çözüm karşılığı olarak, verilmeyecektir. 


Eğer bir hattatum ve laputtum, çürüğe çıkarılmış bir askeri (askere) alır veya kral seferine kiralık bir bedeli kabul edip (onu) sevkederse, o hattatum veya laputtum öldürülecektir. 


Eğer bir hattatum veya bir laputtum, bir askerin eşyasını alırsa, askere haksızlık ederse, askeri kira ile başkasına verirse, askeri (bir) davada kuvvetliyse (büyük bir kimseye) bırakırsa, kralın ona hediyelerini (verdiklerini) ondan alırsa, o hattatum veya laputtum öldürülecektir. 


Eğer bir adam, bir askerin elinden, kralın ona verdiği sığırları ve koyunları satın alırsa, gümüşten (eli) kalkar (parasını kaybeder). 


Bir asker, bir balıkçı ve bir vergi yükümlüsünün tarlası, bahçesi veya evi gümüşe (para karşılığı) verilmeyecektir (satılmayacaktır). 


Eğer bir adam, bir askerin, bir balıkçının veya bir vergi mükellefinin tarlasını, bahçesini veya evini satın alırsa, tableti (sözleşmesi) kırılacaktır. Gümüşten (ödediği parayı) kaybedecektir. Tarla, bahçe ve ev sahibine dönecektir. 


Bir asker, bir balıkçı veya bir vergi mükellefi, timarının (unsurlarını teşkil eden) tarla, bahçe ve evinden (bir kısmını) karısının veya kızının üzerine yazamaz veya borcu için veremez. 


Satın alma yoluyla sahip olduğu tarlasından, bahçesinden ve evinden karısına ve kızına yazacaktır (verebilecektir) ve borcuna (karşılık) verecektir (verebilecektir). 


Bir naditum, bir tüccar veya yabancı bir tımar sahibi, tarlasını, bahçesini ve evini gümüşe (para karşılığı) verecektir (verebilecektir). Satın alan, satın aldığı tarlanın, bahçenin veya evin tımar sorumluluğunu yerine getirecektir. 


Eğer bir adam, bir askerin, bir balıkçının veya bir küçük tımar sahibinin tarlasını, bahçesini veya evini değilme suretiyle alır ve üste bir kıymet verirse (öderse) asker, balıkçı veya küçük tımar sahibi tarlasına, bahçesine veya evine döner ve ona verilen ilave kıymeti taşır ( muhafaza eder, geri vermez). 


Eğer bir adam, bir tarlayı işlemek üzere kiralarsa (fakat) tarlada arpa yetiştirmezse ve tarlada iş yapmazsa bu ispat edilecek ve (bitişik) komşunun (ürünü) oranında arpayı tarla sahibine verecektir. 


Eğer tarlayı işlemeyip gen bıraktıysa tarla sahibine, (bitişik) komşusununki gibi arpa verecektir. Gen bıraktığı tarlada gen bozulacak, diziye (arka) ekim yapacak, tarla sahibine iade edecektir. 


Eğer bir adam, gen bir tarlayı 3 yıl içinde açmak üzere kiraladıysa, (fakat) kol atıp (tembelleşip) tarlayı açmazsa, 4.yıl tarlada gen bozacak, kesek kıracak ve arka ekim yapacak, tarla sahibine iade edecektir. Her 18 İKU ( 2600 metrekare) için10 GUR arpa (200 litre) sayacaktır (ölçecektir). 


Eğer bir adam, tarlasını ürün almak üzere kiracıya verirse, tarlasının ürününü alır (fakat) sonra tarlayı su basarsa veya sel götürürse, zarar (tarlayı) işleyenindir. 


Eğer tarlasının kira karşılığı olan gelirini almadıysa (fakat) yarıya, yahut 1/3 hisseye tarlasını verdiyse, tarlada yetişen arpayı, tarlayı işleyen ile tarla sahibi (belli) bir orantı içinde bölüşeceklerdir. 


Eğer tarlayı işleyen adam, daha önceki yılın emeğini almadığı için, tarlayı (tekrar) işleyeceğini söylerse, tarla sahibi reddetmeyecektir. Tarlayı işleyen, tarlasını sürecek, hasat zamanında anlaşmasında olduğu gibi arpayı alacaktır. 


Eğer bir adamın borcu varsa (fakat) tarlasını fırtına tanrısı su altında bırakırsa, veya sel götürürse yahut susuzluktan tarlada arpa yetişmezse, o yıl arpayı alacaklığa ödemeyecektir. Tableti ( vesikası) ıslatılacak ( silinecek) ve o yıl için faiz vermeyecektir. 


Eğer bir adam, bir tüccardan gümüş alırsa, susam veya arpa için hazırlanmış olan tarlayı tüccara (karşılık olarak) verirse, ‘tarlayı işle, yetişecek olan arpayı veya susamı topla , al’ derse (ve) eğer (tarlayı) işleyen (kimse) tarlada arpa veya susam yetiştirdiyse hasat zamanında, arpayı veya susamı alacak olan tarla sahibidir. Tüccardan aldığı paraya karşılık (olarak) faizi ile birlikte tüccara arpa verecek, (ayrıca) emeğini de ödeceyecektir. 


Eğer tarlayı işleyen adam, arpa ekilmiş tarlayı veya susam ekilmiş tarlayı verirse, tarlada olan (yetişen) arpa veya susamı tarla sahibi alacak, gümüş ve faizini tüccara iade edecektir. 


Eğer geri ödeyecek gümüş yoksa, tüccardan aldığı gümüşün ve faizin karşılığı kadar susam veya arpa, kralın emrine uygun olarak tüccara ödeyecektir. 


Eğer, (tarlayı) işleyen tarlada arpa veya susam yetiştirmediyse (mahsul almadıysa) sözleşmesi değişmeyecektir. 


Eğer bir adam, tarlasının kenar (su) bendinin kuvvetlendirilmesinde ihmal gösterip, bendi sağlamlaştırmazsa ve bendde delik açılırsa ve (ekim yapılacak) tarlayı su götürürse, bendinde delik açılan adam, zarar gören arpayı ödeyecektir. 


Eğer, arpayı ödeme kudreti yoksa, kendisini ve malını para karşılığı verecekler (satacaklar), arpasını su götürmüş olan göllenmiş tarlanın adamları (elde edilen gümüşü) bölüşeceklerdir. 


Eğer bir adam, sulamak için bir kanal açarsa (ve onun bakımında) tembellik ederse (bu yüzden) yanındaki tarlayı su basarsa ona (komşusunun yetiştirdiği kadar) arpayı ödeyecektir. 


Eğer bir adam, suyu açıp, yanınaki tarlanın işlerini su altında bırakırsa, her ( 18 İKU’dur) BUR için 10 GUR arpa ödeyecektir. 


Eğer bir çoban, küçük baş hayvanlarını otlatmak için tarla sahibi ile uyuşmaz ve tarla sahibi olmadan (izinsiz olarak) hayvanlarına tarlayı otlattırırlarsa, tarla sahibi tarlasını hasad ettiğinde tarla sahibinin izni olmadan tarlada hayvanları otlatan çoban, (hasadın) üstüne (fazla olarak) her BUR için 20 GUR arpa tarla sahibine verecektir. 


Eğer hayvanlar çayırdan çıktıktan sonra, bütün sürü şehir kapısından (gizlice) süzülürse (yeniden çıkarsa) ve çoban hayvanları bir tarlaya salarsa, o tarlayı hayvanlara yedirirse, tarlayı yediren çoban, tarlayı (sonradan) koruyacaktır (bekçiliğini yapacaktır). Hasat zamanı her BUR için 60 GUR arpa tarla sahinine ödeyecektir. 


Eğer bir adam bahçe sahibi olmaksızın (izinsiz olarak) adamın bahçesinden ağaç keserse ½ MANA gümüş tartacaktır. 


Eğer bir adam, bir tarlayı ağaç dikmek üzere, bahçıvana verirse, bahçıvan bahçeye (ağaç) dikerse 4 yıl bahçeyi yetiştirecek, 5.yıl bahçe sahibi ile bahçıvan bunu eşit olarak bölüşecekler, bahçe sahibi hissesini seçip alacaktır. 


Eğer bahçıvan, tarlanın ağaçlanmasını tamamlamadıysa, gen bıraktıysa, gen bırakılan yeri onun hissesi olarak ona verecektir. 


Eğer, ona bahçe yapmak üzere verilen tarlayı dikmediyse (o tarla) ekili bir tarla ise, bakılmadığı , yılların tarla ürününü bahçıvan, tarla sahibine bitişik tarla ürünü gibi (kadar) sayacaktır. Tarlanın işlemesini yapıp, tarla sahibine geri verecektir. 


Eğer gen bir tarla ise, tarlanın işlerini yapacak, tarlayı tarla sahibine geri verecek (ve ayrıca) bir BUR için 10 GUR arpa, her yıl için sayacaktır. 


Eğer bir adam, bahçesini tohumlamak için bahçıvana verirse, bahçıvan bahçeyi (elde) tuttuğu sürece (kira olarak) ürünün 2/3 ünü bahçe sahibine verecek, 1/3 ünü kendisi alacaktır. 


Eğer bahçıvan, bahçeyi tohumlamadıysa ve (bu yüzden) ürün azaldıysa bahçıvan, bahçe ürününü, bitişik bahçeye göre sayacaktır (ödeyecektir). 


Eğer bir adam, bir tüccardan gümüş (para) alırsa, tüccarı (parayı) geri isterse ve verecek hiçbir şeyi yoksa, tohumlamadan sonra bahçesini tüccara verip, ona ‘bahçede gümüşünün (paran) karşılığı ne kadar hurma varsa götür’ derse (ve) o tüccar razı olmazsa bahçede ne kadar hurma varsa, bahçe sahibi onu alacaktır, Gümüş ve faizi tabletine göre tüccara ödeyecek, tarlada yetişmiş olan fazla hurmayı da bahçe sahibi alacaktır. 

Hititler ve Kadeş Anlaşması

İstanbul Arkeoloji Müzesinde bulunan Kadeş Anlaşmasının  yer aldığı kil tablet


Tarihteki ilk yazılı barış antlaşması olarak bilinen Kadeş Antlaşması, M.Ö 1280’de, Mısırlılar ve Hititliler arasında Suriye topraklarında yapılan Kadeş Savaşı sonunda imzalanmıştır.

Hitit Kralı III. Hattuşili ve Mısır Firavunu II. Ramses arasında yapılan bu anlaşmanın metnini içeren kil tablet 1906 yılında Boğazköy'de yapılan kazılarda ele geçmiştir.

Eşit koşullar altında imzalanan anlaşmanın metninde:

"Mısır ülkesi kralı, büyük kral, kahraman Re-masesa-mai Amana'nın (II.Ramses'in çivi yazısında yazılışı), Hatti ülkesinin büyük kralı Hattuşili ile dostluklarının, kardeşliklerinin ve büyük krallıklarının devamı için yaptıkları anlaşmadır." denmektedir. Ardından her iki kralın soyları ile bilgiler ve barış için yaptıklarını anlatan tekrarlardan sonra anlaşmanın maddeleri gelmektedir. Maddeler şöyle sıralanabilir:



'Eğer her iki ülkeden birine iç veya dış düşmanlar saldırırsa ve bunun için birbirinden yardım isterlerse, her iki taraf piyadesini ve süvarisini göndererek onun yardımına koşacaktır. Eğer bir asilzade Hatti ülkesinden kaçıp Mısır kralına sığınırsa, onu yakalayıp ülkesine geri gönderecektir.
Eğer Mısır ülkesinden, Hatti ülkesine ya da Hatti ülkesinden Mısır ülkesine kaçanlar olursa, birbirlerine geri vereceklerdir. Fakat bunlar şiddetle cezalandırılmayacak, onların gözlerinden yaş akmayacak, eşleri ve çocuklarından öç alınmayacak.'

Hitit ve Mısır uygarlıkları ve Kadeş Haritası

Tarihin yazılı ilk barış anlaşması olması nedeniyle orijinal tabletin iki metre boyundaki bakır kopyası, Birleşmiş Milletler Bina'sının duvarına da asılmıştır.


Bağlantılar:
Boğazköy-Hattuşa ile ilgili detaylı bilgi
İstanbul Arkeoloji Müzesi Kadeş Anlaşması Sayfası
Kadeş Anlaşmasının Metni /Wikisource



Kadeş Anlaşmasının Metni 


Özgün Biçiminden Çeviri
1.      Yirmi birinci yılın Tybi ayının (beşinci ay) yirmi birinci gününde, Güneşin Onadığı, Güneşin Oğlu, Ramessu-meriamen (2. Ramses), sonsuz yaşam ve sonsuzluk sahibi, Amen-Ra, Harmachu, Memphis’li Ptah, Asheru’lu Maut ve Chensu-Neferhotep aşığı; babası Harmachu gibi sonsuza kadar, faniler arasında, Horus tahtının sahibi Kral Ra-user-ma (2. Ramses) saltanatında.
2.      İşte o gün bilin ki Majesteleri Ramessu-meriamen kentinde babası Amen-Ra’yı, Ramessu-meriamen Amen’ini, Ramessu-meriamen Ptah’ını, Nut’un en görkemli oğlu Sutech’ı, yatıştırıyordu – tanrılar ona otuz yıl festivallerinin sonsuzluğunu, sonsuz huzur yılları, bütün toprakların, bütün ulusların sonsuza kadar onun ayakları altında boyun eğmesini bahşetsin.
3.      Bir kraliyet elçisi geldi (burada satırın geri kalanını neredeyse tamamı silinmiştir; muhtemelen, iki kraliyet elçisi geldi, ellerinde gümüş bir tabletle, üzerinde de)
4.      Kheta (Hitit) Büyük Yöneticisi Kheta-Sira; Güneşin Onadığı, Güneşin Oğlu, Ramessu-meriamen, babası Harmachu gibi sonsuza kadar sonsuz yaşam ve sonsuzluk sahibi Kral Ra-user-ma’ya barış ricası göndermişti. Kheta Büyük Yöneticisi Kheta-Sira’nın Kral’a gönderdiği gümüş plakanın kopyası, eliyle Elçisi
5.      Tarbishu, ve Elçisi Rames, Güneşin Onadığı, Güneşin Oğlu, Ramessu-meriamen, yöneticilerin Başı, sınırları onun istediği her yer uzanan Majesteleri Ra-user-ma’ya barış rica etmek için; o sözleşme ki onu yapan Icheta Büyük Yöneticisi muhteşem Kheta-Sira, Marasara’nın oğlu,
6.      Kheta’nın muhteşem Büyük Yöneticisi, Sapalala’nın torunu, Kheta’nın muhteşem Büyük Yöneticisi, gümüş plaka üzerinde, diğer yanda Ra-user-ma, Güneşin Onadığı, büyük, muhteşem  Mısır yöneticisi, büyük, muhteşem Mısır yöneticisi Ramen-ma’nın (1. Seti)  oğlu, Ra-men-Peru’nun (1. Ramses) torunu
7.      büyük, muhteşem Mısır yöneticisinin: Barış ve kardeşliğin iyi koşulları … sonsuza kadar, ki onlar evvelden sonsuza kadardı. Bu; büyük Mısır yöneticisinin büyük Kheta Prensi’yle bir anlaşmasıydı, sözleşme biçiminde, tanrı aralarında düşmanlığa neden olmasın diye! Şöyle oldu
8.      Mautenara, yani Kheta’nın Büyük Yöneticisi, ağabeyim, zamanında, ki o savaştı … büyük Mısır yöneticisi ile. Ama şimdiden sonra, hatta tam bu günden itibaren; Kheta Büyük Yöneticisi Kheta-Sira, Güneş tarafından, Suteç tarafından yapılan düzenlemeye bağlı kalmayı kabul eder, Mısır ülkesi hakkında,
9.      Kheta ülkesi de dahil, aralarında sonsuza kadar hiçbir düşmanlık çıkmamasını sağlamayı. Bilinsin ki, şu ki – Kheta Büyük Yöneticisi Kheta-Sira Güneşin Onadığı, büyük Mısır yöneticisi Ra-user-ma ile bu günden itibaren anlaşmaya varır ki aramızda sonsuza kadar güzel barış ve kardeşlik olacak.
10.    Benimle kardeşlik edecek, benimle barış içinde olacak, ve ben onunla kardeşlik edeceğim, sonsuza kadar onunla barış içinde olacağım. Bunun olduğu tarih ağabeyim Kheta Büyük Yöneticisi Mautenara zamanında; onun ölümünün ardından, Kheta-Sira oturdu
11.    babasının tahtına Kheta Büyük Yöneticisi olarak – Bilinsin ki ben büyük Mısır yöneticisi Ramessu-meriamen ile tamamen aynı görüşteyim; artık bundan önceki barış ve kardeşlikten daha iyisi olacak. Bilinsin ki, ben, Kheta Büyük yöneticisi,
12.    Mısır büyük yöneticisi Ramessu-meriamen ile iyi barış, iyi kardeşlik içindeyim; Kheta’nın Büyük Yöneticisi’nin çocuklarının çocukları büyük Mısır yöneticisi Ramessu-meriamen’in çocuklarının çocukları ile kardeşlik ve barış içinde olacak. Tıpkı bizim (kardeşlik) anlaşmamız gibi, ve bizim düzenlemelerimiz
13.     (Mısır ülkesi için yapılan) Kheta ülkesi ile; onlar için de sonsuza kadar barış ve kardeşlik olacak; onların arasında sonsuza kadar düşmanlık olmayacak. Kheta Büyük Yöneticisi oradan herhangi bir şey alıp götürmek için sonsuza kadar Mısır toprağı işgal etmeyecek; büyük Mısır yöneticisi Ramessu-meriamen de
14.    oradan herhangi bir şey alıp götürmek için sonsuza kadar Kheta toprağı işgal etmeyecek. Kheta Büyük Yöneticisi Sapalala zamanından olan ittifak anlaşması, ayrıca babam Kheta Büyük Yöneticisi Matenara (Murasara) zamanından olan ittifak anlaşması; eğer ben onu yerine getirirsem, bilinsin ki büyük Mısır yöneticisi Ramessu-meriamen de onu yerine getirecek
15.    bizimle birlikte, ikimiz de, bugünden bile itibaren, onu yerine getirecek, ittifak yapısını uygulayacağız. Eğer büyük Mısır yöneticisi Ramessu-meriamen’in topraklarına bir düşman gelirse, ve o da Kheta Büyük Yönetici’ne haber iletip derse ki Gel ve bana ona karşı yardım et, işte o zaman Kheta Büyük Yöneticisi
16.    … Kheta Büyük Yöneticisi düşmanı yok etmek için; ama eğer ki Kheta Büyük Yöneticisi (kendisi) gelmez ise, piyadelerini ve süvarilerini gönderecek … düşmanını yok etmek için … Ramessu-meriame hiddetini
17.    … kapıların köleleri, ve ona herhangi bir zarar verdiklerinde, onları yok etmeye gidecek, o zaman Kheta Büyük Yöneticisi birlikte …
18.    … düşmanlarını yok etmek için yardıma gelmek, eğer gitmek büyük Mısır yöneticisi Ramessu-meriamen’i memnun edecekse, o da …
19.    … Kheta ülkesine tüm gücüyle dönmek. Ama eğer Kheta Büyük Yöneticisi’nin hizmetkarları onu işgal ederse, yani Ramessu-meriamen…
(Satır 20 ve 21 neredeyse tamamen silinmiş)
22.    büyük Mısır yöneticisi Ramessu-meriamen’in topraklarından ve onlar Kheta Büyük Yöneticisi’ne gelince, o zaman Kheta Büyük Yöneticisi onları kabul etmeyecek ve Kheta Büyük Yöneticisi onları Güneş’in onayladığı büyük Mısır yöneticisi Ra-user-ma’ya gönderecek …
23.    … ve onlar onlardan birine hizmet için Kheta ülkesine gelirse, onlar Kheta ülkesine katılmayacak, onlar büyük Mısır yöneticisi Ramessu-meriamen’e teslim edilecek. Ya da eğer geçiş olursa …
24.    … Kheta ülkesinden, ve onlar gelirse büyük Mısır yöneticisi Ramessu-meriamen’e, o zaman Güneş’in onayladığı, büyük Mısır yöneticisi Ra-user-ma asla …
25.    … ve onlar herhangi türden bir hizmet için Mısır ülkesine gelirse, o zaman Güneş’in onayladığı büyük Mısır yöneticisi Ra-user-ma onları sahiplenmeyecek; onların Kheta Büyük Yöneticisi’ne teslim edilmelerini sağlayacak … .
26.    … gümüş tablet, ilan edilir ki Kheta ülkesinin erkek tanrı (savaşçılar) ve dişi tanrı bin tanrı tarafından, Mısır ülkesinin erkek tanrı ve dişi tanrı bin tanrı ile uyum içinde, ki onlar
27.    Kheta Tanrısı, A… kenti Suteç’i, Taaranta kenti Suteç’i, Pairaka kenti Suteç’i, Khisasap kenti Suteç’i, Sarasu kenti Suteç’i, Khira(bu) kenti Suteç’i, …
28.    Sarapaina kenti Suteç’i, Kheta Astarata’sı, Titatkherri tanrısı, Ka… tanrısı
29.    … kenti tanrıçası … Tain… tanrıçası …, … tanrısı
30.    Kheta ülkesinin ırmaklarının tepelerinin, Kheta ülkesi tanrıları, Tawatana ülkesi tanrıları, Güneş Amen, Suteç, erkek tanrılar, dişi tanrılar, Mısır ülkesinin tepelerinin, ırmaklarının, … büyük deniz, rüzgarlar, bulutlar. Bu sözler
31.    ki Kheta ülkesinin ve Mısır ülkesinin gümüşünden tabletin üzerindedir, her kim ki onlara uymazsa, Kheta ülkesinin bin tanrısı, Mısır ülkesinin bin tanrısı ile birlikte, onun yuvasına, ailesine, hizmetkarlarına (karşı) duracaktır. Ama her kim ki gümüş tablet üzerindeki bu sözlere uyarsa, ister Kheta’lı olsun …
33.    Kheta ülkesinin bin tanrısı, Mısır ülkesinin bin tanrısı ile birlikte, sağlık verecek, yaşam verecek onun (ailesine) ve … kendisine hizmetkarları ile birlikte. Eğer ki geçerse (Mısır ülkesinden) bir adam, ya da iki, ya da üç (ve giderse Kheta ülkesine, o zaman Kheta Büyük Yöneticisi sağlayacak) onların Güneş’in Onadığı büyük Mısır yöneticisi Ra-user-ma’ya teslim edilmesini, ama her kim ki büyük Mısır yöneticisi Ramessu-meriamen’e verilirse,
34.    o zaman cürümü kullanılmayacak … kendisine, karılarına, çocuklarına karşı … Eğer ki geçerse Kheta ülkesinden bir adam, ya da iki, ya da üç, ve gelirse Güneş’in Onadığı,
35.    büyük Mısır yöneticisi Ramessu-meriamen’e büyük Mısır yöneticisi yakalayıp (onların sağlayacak) Kheta Büyük Yöneticisi’ne teslim edilmelerini (ama her kim ki teslim edilecek) kendisi, karıları, çocukları, ayrıca ölüme mahkum edilmeyecek, ayrıca asla (acı çekmeyecek?)
36.    gözlerinden, ağzından, ayaklarından, ayrıca cürümü ona karşı kullanılmayacak. Bu gümüş tabletin ön yüzünde yer alan figür Suteç’in figürüdür … gökyüzünün büyük yöneticisi Suteç, Anlaşma’nın takipçisi, ki onu yapan büyük yönetici Kheta-Sira
37.    Kheta’dan …
38     .…

Medya tarihinin ilk yalan haberi

Savaş meydanlarında yaşanan hezimetlerin kamuoyundan gizlenmesi ya da sıradan askerî başarıların medya desteğiyle haddinden fazla abartılmasının yalnızca bu çağa özgü bir "psikolojik savaş tekniği" olduğunu sakın ola düşünmeyin.

Cephede postun pahalı olduğunu gören gelmiş geçmiş bütün despotlar, kontrol altında tuttukları iletişim araçlarını kullanarak halklarını kahramanlık masallarıyla uyutma yoluna sık sık başvurmuşlardı. Tıpkı Kadeş Savaşı'nda perişan olan "Firavunlar Firavunu" 2'nci Ramses gibi!

Despot yöneticilerin iktidarlarını perçinlemek adına kamuoyunu yalan haberlerle yönlendirmesi geleneği, sanıldığından çok daha eskilere dayanıyor. Tarihin hemen her döneminde, günümüzün "medya" tanımına uyabilecek nitelikteki kitle iletişim araçlarını denetim altında tutan liderler, yaydıkları asparagas haberler ile bazen tarihin akışını bile değiştirecek nitelikte dezenformasyon başarılarına imza atmışlardı. Bunlar arasında, modern arkeolojinin saptayabildiği en eski (ve aynı zamanda da en muhteşem) örneği ise Mısırlılar ile Hititler arasındaki "Kadeş Savaşı"na ilişkin duvar yazıtları oluşturuyor.

Tapınak ve kamu binalarının uzun ve pürüzsüz duvarlarını, ülke tarihine ilişkin öykülerin nakşedildiği bir tür "gazete" olarak kullanan Mısırlı taş ustaları (ki bunlar, sayfaları düzenleyen "editörler"in ataları olarak da kabul edilebilir!), günümüzden yaklaşık 3300 yıl önce Karnak'ta medya tarihinin bilinen ilk "yalan haber"ine imza atmışlardı. Ancak, elbette ki kendi iradeleriyle değil, gerçekte o savaşta büyük bir hezimete uğrayan Firavun 2'nci Ramses'in emriyle!

Fâni Hititler, "Tanrı'nın gölgesi" (!) Ramses'e karşı



Tarihçiler Kadeş Savaşı'nın kesin tarihi konusunda tam bir uzlaşmaya varamamış olmakla birlikte, yapılan araştırmalarda özellikle iki tarih ön plana çıkıyor. Milattan önce 1299 ya da 1286. Bu 13 yıllık sapma da yine Mısır ile Hitit kayıtlarındaki derin uyumsuzluktan kaynaklanmakta...

Bundan tamı tamına 33 asır önce, Asi ırmağı kıyısında bulunan Kadeş kentini -dönemin diğer süper gücü- Hititler'den geri almaya çalışan 2'nci Ramses, bu amaçla, emrindeki dört tümen ve diğer yardımcı kuvvetlerle Suriye'yi işgal eder. Buna karşılık Kral Mutavalli de kendisine bağlılıklarını bildiren küçük site devletleri arasında güçlü bir ittifak oluşturmuştur. Ordusunu Kadeş tepelerinin ardına saklayan Mutavalli, bu esnada da Ramses'in ajanlarının dolaştığı kente "dezenformasyon" yaymak üzere kendi ajanlarını gönderir. Kadeşli erkeklerin oturup vakit geçirdikleri kafelerde günler boyunca muhabbetlere katılarak "ordunun daha kuzeyde, Halep yakınlarında bulunduğu" yönünde yalan haberler yayan ajanlar, kısa sürede hedeflerine ulaşırlar. Yayılan asılsız bilgiler Mısırlı ajanlar tarafından derhal Ramses'e yetiştirilecektir.

Aldığı haberler üzerine Kadeş'e doğru yola çıkan Firavun, ordusunu Asi vadisi boyunca dar bir yürüyüş kolu şeklinde ilerletmeye başlar.Gün batarken Kadeş kentinin dış sınırlarına ulaşan birinci tümen, büyük saldırıyı ertesi güne erteleyerek nehir kıyısında kamp kurar.

Gecenin ilerleyen saatlerinde, kampın yakınlarında tesadüfen yakalanan iki Hititli ajan, yapılan işkencelerle Mutavalli'nin dahice planını Firavun'a itiraf ederler; ancak "Tanrı'nın Gölgesi" (!) bu pusuyu fark etmekte geç kalmıştır. Hitit ordusu o dakikalarda dalga dalga ırmağı geçerek Mısırlılar'ın önce ikinci, ardından da birinci tümenini feci şekilde bozguna uğratacaktır.

"Konuşursanız canınıza okurum!"


Panik halindeki Ramses, yardımcı kuvvetlerinin desteğiyle kendisini kan gölüne dönen savaş meydanından kurtarmayı başarır. Çatışmalar o gece ve ertesi gün de bütün şiddetiyle sürer; fakat sayıca çok azalan Mısır ordusunun bu düşman topraklarda artık daha fazla direnecek gücü kalmamıştır. Firavun, sağ kalan bir avuç adamıyla birlikte yorgun ve kafası karışık bir vaziyette ülkesine doğru yola çıkar. Ve tarihsel kayıtlardan da anlaşıldığı üzere, utanç içindeki savaşçılarına yol boyunca sık sık, "Beyler, burada yaşanan burada kalır, bir rezilliktir oldu. Memlekete döndüğümüzde halk arasında bu konuda en küçük bir dedikodu duyarsam canınızı fena yakarım" mealinde tehditler savurur. Adamlar da suskunluk yemini ederler. Eh haklılar, "Tanrı'nın yeryüzündeki gölgesi" Firavun'un emrine karşı çıkmak o kadar kolay değildir elbette...

Mısır'da büyük bir tantanayla karşılanan Ramses, durumu bozuntuya vermemek için halkın arasına "büyük zafer"i ballandıra ballandıra anlatacak yalan ustaları salar. Bununla da yetinmez, başta Karnak Tapınağı olmak üzere, bir dizi önemli dinsel yapının duvarlarına Kadeş Savaşı'nı aşama aşama anlatan hiyeroglifler nakşettirir. Dünyanın en dayanıklı baskı sistemi olan bu kayıtlar, yalnız Ramses'in sağlığında değil, ondan yüzlerce yıl sonra dahi bu duvar gazetelerini okuyanlara "Kadeş Destanı"nı (!) yüz seksen derece tersinden aktarmaya devam edecektir.

Ta ki, 19'uncu yüzyıla gelinip Anadolu'da Boğazköy (Hattuşaş) kazıları başlayana kadar…

Gerçek, 3200 yıl sonra aydınlanıyor

Fransız araştırmacı Champollion'un hiyeroglifleri çözmeyi başardığı 1822'den itibaren, pek çok tarihsel olay gibi Kadeş savaşını da ilk olarak Mısırlılar'ın perspektifinden okuyan ve bu bakış açısını doğru kabul eden arkeologlar, Osmanlı topraklarında buldukları –çok daha dürüst ve tutarlı- kil dokümanlarla şaşkına dönerler. Hititler Kadeş'te bırakın yenilmeyi, bu savaştan çok kısa bir süre sonra Şam'a kadar inerek bütün Güney Suriye'yi ele geçirmiş ve Ramses'in bölgeye uzun süre girmesine engel olmuşlardır.

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan sonra yoğunlaştırılan kazı çalışmalarında, bu savaşa ilişkin olarak Hitit devletinin resmî arşivlerinden o güne dek hiç duyulmamış daha pek çok ayrıntı günışığına çıkacaktır.

Kadeş'te binlerce yıl önce yaşananlar -bu yüzyıldan bakılınca- İkinci Dünya Savaşı'nın yalanlarından Vietnam'daki zalimliklere, Bosna'daki soykırımdan Irak'ın hukuk yoksunu işgaline dek, şimdilerde ne denli tanıdık geliyor, değil mi?

Araştırmaların kronolojisi

Hititler'in tarihsel başkenti olan Boğazköy (Hattuşaş) örenyeri ilk kez 1834 yılında Charles Texier tarafından gezildi ve dünyaya tanıtıldı. Günümüzde Çorum ilinin 82 km. güneybatısında yer alan bu kalıntılarla Hitit devleti arasında ilk kez bir bağ kuran kişi ise Sayce'tı. Arkeologlar o zamana kadar Hitit'lerin merkezinin Suriye olduğunu düşünmekteydiler.

1882'de Carl Human, Otto Puchstein ile Boğazköy'e birlikte gelerek, ilk kez toplu bir plan çalışması yaptılar. Tabiî, Alman arkeologlarının geleneksel bir alışkanlığı olduğu üzere, çıkardıklarının önemli bir kısmını aşırmak kaydıyla! Halen Pergamon Müzesinde bulunan Yazılıkaya'nın kalıplarını da çıkaranlar bu kişiler olacaktı.

Boğazköy'de ilk test kazısını 1893-1894'te E. Chantre gerçekleştirirken, 1905 yılında ise bölgeye Makridi ve H. Winckler adlı iki arkeolog daha gelerek 1917 yılına kadar devam eden kazı çalışmalarını yürüttüler.

1932 yılında ise çalışmaları Alman Arkeoloji Enstitüsü devraldı. Kurt Bittel tarafından başlanılan sistemli kazılara İkinci Dünya Savaşı sırasında bir süre ara verildikten sonra yeniden başlanıyor ve 1978 yılına kadar çalışmalar aralıksız sürdürülüyordu.

1978 yılından 1993 yılına kadar Dr. Peter Neve başkanlığında yürütülen kazı çalışmalarını, 1994 yılından itibaren Dr. Jurgen Seeher üstlendi.

Murat GÜVEN- Yeni Şafak