Yazınızı gönderin yayınlayalım.

.gir .keşfet .paylaş

3.Selim Dönemi Islahatlar ve Nizam-ı Cedit

III.Selim'in yaptığı ıslahatlara genel olarak Nizam-ı Cedit (yeni düzen) adı verilmiştir. 

Bu ıslahatların başlıcaları;

  • Nizam-ı Cedid adı ile ilk kez batılı tarzda ordu kurulmuştur.
  • Nizam-ı Cedid ordusunun eğitimi için Üsküdar ve Levent’te kışlalar kurulmuştur.
  • Nizam-ı Cedid ordusu ile diğer yeniliklerin masraflarını karşılamak için, İrad-i Cedid adıyla yeni bir hazine kurulmuştur.
  • Avrupa’nın önemli merkezlerinde sürekli elçilikler açılmıştır.
  • Özellikle Fransızcadan önemli eserler tercüme edilmiştir.
  • Kara Mühendishanesi “Mühendishane-i Berri Hümayun” a dönüştürülmüştür. Mühendishane-i Bahri Hümayun geliştirilmiştir.
  • Askeri okullarda ilk kez yabancı dil (Fransızca) eğitim verilmeye başlanmıştır.
  • Subayların eğitimi için batıdan askeri uzmanlar getirilmiştir.
  • İlk devlet matbaası açılmıştır.

Not:III.Selim ıslahatları, yeniçerilerin, ilmiye sınıfının, vergi artışı nedeniyle belli bir süre halk tepkisini çekmiştir. Kabakçı Mustafa İsyanı 1807 ile III.Selim tahtan indirildi. Yerine IV.Mustafa getirilmiştir. Yenilik hareketleri II.Mahmut gelene kadar kesintiye uğramıştır.


Nizam-ı Cedit Ocağı’nın Kurulması


Yeniçeri Ocağı’nın eski kanunnamesine dönüp, Ocağa Avrupa eğitim ve öğretiminin verilmesi daha kolaydır. Ancak 3. Selim ve yardımcıları yeni bir ocak kurma yoluna gitmişlerdir. Bunun sebebi de şüphesiz Yeniçeri Ocağı’nın umutsuz durumu idi. Çünkü Yeniçeri Ocağı çok fazla bozulmuştu, hatta Yeniçerilerin çoğu asker bile değildi. Esameler ya para ile satılmış ya da babadan oğula geçmişti. Ocakta her sınıftan halk vardı.”Yeniçerilik teşkilatı askeri karakterini kaybederek mali ve iktisadi bir hal almıştı”. Geçimi Yeniçeri esamesinden karşılayan pek çok insanın tepkisi olacağı için esameler askerliğe ehliyeti olmayanlardan toplanamamıştır. Bu nedenle yeni bir ocak kurulması yoluna gidilmiştir.

Avusturya ve Rusya ile sulh imzaladıktan sonra Koca Yusuf Paşa yurtdışından Levent’teki neferlere eğitim verecek Avrupa talim ve terbiyesinden anlayan birkaç adam getirmişti. Genç Yeniçerilerin de katılması öngörülmesine rağmen Yeniçeriler itiraz etmişlerdi. Bunu üzerine 3. Selim Nizam-ı Cedit’ in ayrı bir ocak olarak kurulmasını emretti. Ancak birbirine düşman iki ocağın zararı olacağından Nizam-ı Cedit Bostancı Ocağı’na bağlandı.

Nizam-ı Cedit’ in ilk kanunnamesine göre 12 000 Nizam-ı Cedit askeri olacaktır. 1600’ü İstanbul’da, 800-1600’er asker ise Rumeli ve Anadolu’nun çeşitli yerlerine yerleştirilecekti. Nefer ve subayların yevmiyeleri ile silahları, giysileri Nizam-ı Cedit hazinesinden sağlanacaktı. Neferler bekar kalacak, subaylar evlenebilecekti.

Nizam-ı Cedit askerlerinin Yeniçeriler ve halk tarafından kıskanılmaması için halka yeni askerin gereği ve öneminin anlatılması gerekiyordu. Bunun için Sekban Başı olarak tanıtılan bir ağa görevlendirildi.Ancak kanunlar hakkında konuşanlara gereken şiddet gösterilmediğinden herkes devleti çekiştirmeye başlamıştı.3. Selim’ ün Nizam-ı Cedit lehinde yaptığı çalışmanın büyük etkisi olamamıştı. Yinede ilk anda kimsenin tepki vermemesinden yararlanarak Levent’te ve Anadolu’nun bir çok yerinde asker yetiştirme işine başlandı. 3. Selim askerlerin eğitimlerini sürekli takip etmiş, Anadolu’da çalışanları da teşvik etmişti.


İlk özel gazetemizi devlet desteğiyle bir İngiliz çıkarmıştı




İlk Türkçe gazeteyi Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa Vekayi-i Mısriye adıyla Mısır'da çıkardı. İkinci Mahmud ise Batılılaşma faaliyetleri içerisinde 1831'de Osmanlı resmi gazetesi olan Takvim-i Vekayi'yi yayınlandı. İlk özel Türkçe gazetemiz olan Ceride-i Havadis ise bu tarihten 9 yıl sonra ilginç bir olayın ardından 1840'ta çıktı.

ÇOCUĞU VURDU, YARGILAYAMADIK

İlk özel gazetemizi çıkaran William Churchill, İstanbul'da Amerikan elçiliğinde konsolos yardımcılığı yapmış, burada fazla dikiş tutturamayınca gazete muhabirliğine başlamıştı. Avrupa gazetelerine İstanbul'dan haber gönderiyordu. Aşırı derecede miyop olduğundan çevresinde "Miyop Çörçil" olarak tanınırdı. Churchill'in, Ceride- i Havadis'i çıkarmaya başlamasının ilginç bir hikâyesi vardır. Churchill, 8 Mayıs 1836 Pazar günü av sırasında bir çocuğu yaralayınca hapse atılmıştı.

Ancak kapitülasyonlardan dolayı vatandaşının yargılanamayacağını söyleyen İngiliz Elçiliği 10 Mayıs 1836'da Osmanlı hükümetine bir nota verdi. Hükümet üzerinde yoğun baskılardan dolayı çocuğun herhangi bir hayati tehlikesinin olmadığı doktor raporuyla tespit edilince, Churchill 12 Mayıs akşamı serbest bırakıldı. Osmanlı hükümeti suçlu iken mağdur olmuş havasına giren Churchill'in gönlünü almak için ona talep ettiği 10 bin kantar zeytinyağı satın alma imtiyazı ile pırlanta bir nişan verdi.

Bu olaydan sonra Churchill'e taviz olarak gazete çıkarma imtiyazı da verildiği iddia edilir, ancak bu konu üzerine ayrıntılı bir araştırma yapan Orhan Koloğlu bu iddianın doğru olmadığını söyler. Churchill olayın hemen akabinde imtiyaz aldı ise 4 yıl beklemesine gerek yoktu. Kaza hadisesindeki çekişmede İngilizler'e sert tepki veren Reisülküttap, yani Dışişleri Bakanı Akif Efendi'den çekindiği için 4 yıl beklediği iddiası da pek doğru değildir. Akif Efendi, bu olaydan kısa bir süre sonra görevden alınmıştı.

YARI RESMİ ÖZEL GAZETE

Osmanlı devlet adamları kamuoyunu bilgilendirmek için gazete imtiyazının verilmesini sağlamışlardı. 1840 yılı gazete çıkarmak için uygun ortamın oluştuğu bir dönemdi. 1839'da Tanzimat Fermanı'nın ilânıyla Osmanlı Devleti yenileşme sürecine girmişti. Reformların hem iç hem de dış kamuoyuna anlatılması gerekiyordu. Bunun en iyi yolu da bir gazete çıkarmaktı. Nitekim Ceride-i Havadis Gazetesi, yarı resmi bir mahiyette devlet lehine yayınlar yapacaktı.

Ceride-i Havadis, 1 Ağustos 1840'da Bahçekapı'daki Hamidiye Türbesi karşısındaki bir binada yayınlanmaya başladı. Başlangıçta on günde bir, sonraları da haftada bir çıktı. İlk zamanlarda günde 100-150 gazete satılıyordu. Bu satışla gazetenin ayakta durması mümkün değildi, Churchill devletten aldığı yardımla gazeteyi çıkarabiliyordu. 1843 yılının sonlarına doğru devlet yardımı kesilince Ceride-i Havadis zor duruma düştü. Churchill, 1844'te bir dilekçe ile hükümete başvurarak maddi yardım talep etti.

Dilekçesinde, memlekete hizmet için gazete çıkardığını, dört yıl zarfında halka her türlü bilgiyi ulaştırdığını, dünya siyasetinden haberler verdiğini belirtiyor, kendisine verilen imtiyaz gereği hükümetten yardım aldığını söylüyordu. Fakat bir süredir bu yardım kesilmişti. Satış gelirleri masrafların karşılanmasına yeterli olmadığı için gazeteyi kapatmakla karşı karşıya kalmıştı.

Churchill, gazeteyi devletin çıkarması durumunda birçok devlet memuruna satılabileceğinden gazete zarar etmekten kurtulabileceğini ve 2.000 tiraja ulaşabileceğini ifade etmişti. Osmanlı hükümeti, Ceride-i Havadis'in devamını halkın bilgilendirilmesi açısından faydalı bulmakla birlikte gazetenin devlet tarafından çıkarılması uygun bulmamıştı. Churchill'in gazeteyi çıkarmaya devam edebilmesi için aylık 2500 kuruşluk yardımın yapılmasına karar verildi.

GAZETE REKABETİ BAŞLIYOR

William Churchill 1846'da ölünce gazetenin başına oğlu Alfred Black Churchill geçti. Agâh Efendi'nin Şinasi'nin yardımıyla 21 Ekim 1860'da Türk basın tarihinin gerçek manada ilk özel gazetesi olan Tercüman-ı Ahvâl'i yayınlamaya başlaması üzerine, Alfred Churchill Ceride-i Havâdis yanı sıra 2 Kasım 1860'da Ruznâme-i Ceride-i Havâdis adlı yeni bir gazete çıkarttı. Bu gazeteler arasında zaman zaman dil, edebiyat gibi kültürel konularda çeşitli kalem kavgaları yaşandı.

Tercüman-ı Ahvâl ve bunun arkasından Tasvir-i Efkâr günden güne etkinliklerini arttırmalarına rağmen gerek Ceride-i Havâdis ve Ruznâme-i Ceride-i Havâdis aynı başarıyı gösteremediler. Tercüman-ı Ahvâl bir özel teşebbüs olarak bir Türk tarafından çıkarılmış ilk gazetemizdir. Ceride-i Havadis Türk basın tarihinde önemli bir yere sahip oldu. Gazete burada çalışan yazarlar için bir okul niteliğindeydi. Sonraki yıllarda Eğitim Bakanı olacak Münif Paşa ve Sadrazam olacak Küçük Said Paşa, bir dönem Ceride- i Havadis'te çalışan Bâbıâli memurlarından bazılarıydı.

Ceride- i Havadis, yaptığı yayınlarla Batı'nın tanınmasına yardımcı olmuştu. Ceride-i Havadis, başka şehirlere muhabir göndermesi, savaş muhabirliği, ilâve neşri, hastalıklar hakkında bilgiler, ansiklopedik malumat, ölüm ilânı, tefrika yayını, ilk harita, beynin krokisi ve güneş tutulmasının safhaları gibi çizimlere sayfalarında yer vererek basın tarihimizde birçok ilki gerçekleştiren bir gazetemizdi.

iLK GAZETEMiZ HALA ÇIKIYOR

1831'de Kaptan İbrahim Paşa Sebili'nin yanında bulunan Musa Ağa'nın konağı satın alındı ve Osmanlı Devleti'nin ilk resmi gazetesi olan Tavim-i Vekayi burada çıkarılmaya başlandı. Takvim-i Vekayi, haftada bir defa çıkarılacağı duyurulmasına rağmen 1838'e kadar yılda 30 sayı çıkarılabildi. 5.000 civarında bir tirajı olan gazete üst düzey memurlar ve abonelere dağıtılıyordu.

1839'dan 1878'e kadar düzenli bir şekilde yayınlandı. 1878 ile 1891 arasında çıkmadı. 1891'den sonra tekrar çıkmaya başlamışken bir süre sonra yeniden kapatıldı. II. Meşrutiyet'ten sonra 1908'de tekrar yayın hayatına başladı ve Osmanlı Devleti'nin tarihe karışmasına kadar aralıksız devam etti. Büyük Millet Meclisi tarafından 763. sayısından itibaren Resmi Gazete adı ile yayınlanması kararlaştırıldı


Erhan AFYONCU
Bugün Gazetesi

Sultan I. Abdülaziz Döneminde Yapılan Islahatlar



Abdülaziz döneminde, Abdülmecid döneminde başlayan yenilik hareketleri sürdürüldü.


Yeni bir vilayet teşkilatlanmasına geçildi. 


Kadılık Kurumu daha sıkı denetim altına alınarak 1 Nisan 1868 Şura-yı Devlet ve 1870 yılı içerisinde de Divan-ı Muhasebat kuruldu (Danıştay ve Sayıştay). 

Ayrıca eğitim, ulaşım ve bankacılık konularında çeşitli düzenlemeler yapıldı.


Sultan Abdülaziz döneminde donanmanın modernleştirilmesine de çalışıldı. 1875 yılına doğru Türk donanmasında 816 top taşıyan 21 zırhlı ve 173 yardımcı gemi vardı. Türk Bahriyesinde 50.000 efrad, 700 subay, 208 yüksek rütbeli subay, 11 Tümamiral, 6 Koramiral ve üç Oramiral vardı. Bu görüntüsüyle İngiltere ve Fransa'dan sonra dünyanın üçüncü büyük donanması haline gelmişti.

İstanbul'un tek limanında, büyük tonajlı gemiler inşa ettirmesiyle, Türkiye'nin deniz gücü kabiliyetindeki önemli artış sağlandı.

İstanbul'da bulunan, Avrupa ile çalışan ilk kredi kuruluşu olan, 67 milyon 500.000 franklık sermayeyle Osmanlı Bankası, Abdullaziz'in hükümdarlığının ilk dönemlerinde kuruldu.

Tophane ve askeri okulların ıslahına girişilmiştir. Yine budevrede bir Hassa alayı teşkil edilmişve orduya modern silahlar alınmıştır

Ülkede meşruti yönetimin gelmesini isteyenlerin yarattığı bu özgürlük havası içerisinde Abdülaziz'in tahttan indirilmesi konusunda kamuoyu oluşturuldu. Midhat Paşa'nın kışkırtmaları sonucu üniversite öğrencileri 10 Mayıs 1876 tarihinde bir protesto yürüyüşü düzenlediler. Bundan bir süre sonra, 30 Mayıs 1876 salı günü sabaha doğru saray Hüseyin Avni Paşa komutasındaki askerlerce basılmış ve Sultan Abdülaziz kansız şekilde tahttan indirilmiştir.Sultan Abdülaziz'in tahtan indirildikten dört gün sonra, hapis hayatı yaşadığı Feriye Sarayında sakalını düzeltmek için istediği söylenen makasla bileklerini keserek intihar ettiği söylense de öldürülmüş olabileceğine dair kanıtlar da vardır (4 Haziran 1876).




19.yy'da Osmanlı'da Fikir Akımları

1) Osmanlıcılık

Tanzimat döneminin sonlarına doğru bazı Osmanlı Aydınları Genç Osmanlılar adıyla bir cemiyet kurdular. Bunların amacı Fransız İhtilali sonucu yayılan ''Milliyetçilik'' akımının Osmanlı Devleti üzerinde etkisini kırmaktı. Bunun için dil,din ve ırk farkı gözetmeksizin herkesin eşit haklara sahip olmasını savunuyorlardı. Bu milletlere yönetimde temsil hakkı verilirse Osmanlı Devletinden ayrılmayacaklarını düşünüyorlardı.

2) İslamcılık(Panislamizm)

Genç Osmanlıların ( jön Türkler ) Osmanlıcılık fikrine karşı II. Abdülhamit bu düşünceyi savunmuştur. Padişahın bunda iki amacı vardı:
Dar anlamda: İmparatorluğu korumak ve devam ettirmek.
Geniş anlamda: Hilafet çatısı altında dünya İslam birliğini sağlamaktı.
Bu düşünceyi savunanlara göre din ile millet birdir. Hangi milletten olursa olsun müslümanların halifenin etrafında birleşmesi gerekir.

NOT: İslamcılık düşüncesi de Osmanlıcılık gibi Milliyetçilik akımı karşısında etkili olamamıştır. Bunun en açık kanıtı da I.Dünya savaşında Halifenin Cihad çağrısına müslüman Arapların uymamasıdır.

3) Türkçülük

İslamcılık ve Osmanlıcılık düşüncelerinin geçerli olduğu dönemlerde pek yaygınlaşamadı.Özellikle II.Meşrutiyet döneminde güç kazandı. Türkçülük düşüncesinin öncülerine göre devlet ancak dili, soyu ve ülküsü bir olan topluma dayanılarak sürdürülebilirdi. Türkçülük akımı Ziya Gökalp'in katkılarıyla ilmi bir içerik kazanmışdır.

4) Batıcılık

İlk olarak askeri alanda başlayan batılılaşma hareketi, daha sonra devlet ve toplum hayatında da etkisini gösterdi.