Yazınızı gönderin yayınlayalım.

Hindiye neden "turkey" diyorlar ?

Pin It
Şükran Günü haftalarında, Amerika’da yaşayan Türklerin özel bir sorunu daha var; hafta boyunca etraflarındaki Amerikalıların “turkey” şakaları. Hafta boyunca kendimizi, Türk takımları ile maç öncesi hep aynı manşetleri atan ucuz İngiliz gazetelerini okuyormuşusuz hissine kapılmamıza sebep olsa da, bu “turkey – Turkey” benzerliği tesadüf değil. Bir kaç zeka seviyesi düşük espriye konu oluyor diye de bu adlandırma karşısında alınganlık gösterilmesine de bence hiç gerek yok. Aksine, ne hindinin kendisinde ne de oldukça önemli bir tanıtım fırsatı da sunan adlandırmasında Türkleri utandıracak hiçbir tarihsel ya da kültürel neden yok. Kaldı ki Amerikalılar için “turkey” oldukça sembolik bir hayvan. Öyle ki, Benjamin Franklin ülkenin ulusal sembolünün “turkey” olmasını istiyordu ancak, ‘kel kartal’ mücadeleyi kazanarak ABD’nin sembolu oldu.
Biz “turkey” yerine bu hayvana “hindi” diyoruz. Yalnız değiliz, başta Almanya, Fransa ve İtalya olmak üzere birçok ülke de bizim gibi, “Hindistan’dan gelen” anlamına gelen isimler kullanıyor bu kümes hayvanı için. Tuhaf olanı, bu kuşun Hindistan’la hiçbir alakası yok. Ana vatanı Hindistan değil.
Peki bu kadar insanın Hindistan dediği yer neresi? Bizi yanıltan kim? Kristof Kolomb. Evet, bay Columbus, 1492 yılında Karayip denizindeki adalara ilk defa ulaştığında yola çıkış hedefine yani Hindistan’a ulaştığını sanıyordu. Hayatı boyunca bunun yeni bir kıta olduğunu anlamadı. Bu yeni kıtada karşılaştığı yerlilere ise, Hintli anlamında “Indian” dedi. Bizim Kızılderili dediğimiz insanlara Anglosaksonların bugün bile “Indian (Hintli)” demesinin sebebi bu. Karayip ve Orta Amerika yerlilerinin, o güne kadar ‘eski dünya’da bilinmeyen bazı özel gıda ve beslenme kaynakları, Columbus ve arkadaşlarının hemen dikkatini çekti. Mısır, patates, tütün ilk dikkati çeken ürünler oldu. Azteklerin “huexoloti” dediği yürüyen kuşlar, yerlilerin en önemli et kaynağı durumundaydı. Evet, bu bizim hindi dediğimiz muhteremden başkası değildi. İşte bu ürünlerden örnekleri gemisine dolduran Kolomb, İspanya’nın yolunu tuttu. İspanya, bu önemli kaynağı başta düşmanları İngilizler olmak üzere, Berberi Araplar ve diğer düşmanlar bilmesin diye olağanüstü gizlilik içinde çoğaltmaya başladı. Ancak, kısa yoldan zengin olma hırsıyla dolu İspanyol ve Portekiz gemiciler çoktan, gemilere doldurdukları bu ürünleri, o dönemde Amerika yolunun bekçileri olan İspanyol donanmasından kaçırabilecekleri tek noktaya, Kuzey Afrika’ya sızdırmayı başardılar. Bu yepyeni gıdalar, East Carolina Universitesi tarih profesörü Larry Tise’agöre tahminen ilk olarak 1520′li yıllarda , Kuzey Afrika’dan doğal olarak Mısır üzerinden Anadolu’ya, yani o dönemin en zengini olan Osmanlılara ulaştı. Bazı hindilerin kuzey Afrika yolculuğu sırasında Arabistan’a Etiyopya üzerinden satılması da Arapların, hindiyi “Dik Habeş (Habeş horozu)” olarak adlandırmalarının sebebi.
Anavatanı Amerika olan bir tahıla bizim neden “mısır” dediğimiz üzerine akıl yürütmek için de artık daha fazla sebebimiz var. Türkler, bu tahıl Mısır üzerinden geldiği için Mısır tahılı ya da buğdayı dedi ancak zamanla sadece ‘mısır’ kaldı. “Father Orsini” olarak bilinen ünlü İtalyan aşçı Giuseppe Orsini, “İtalyan Mutfağının Sırları” kitabında mısırı, “grano Turco (Türk tahılı)” diye anıyor ki, mısırın bizden sonraki güzergahının devamı konusunda bir başka ilginç veri bu…
Profesör Larry Tise, “16′ncı yüzyılda dünyanın en usta tarımcıları” olarak bahsettiği Anadolu ahalisinin, hindiyi, kendisine benzer çulluk ve Gine tavuğu ya da Afrika tavuğu olarak adlandırılan benzeri hayvanları yüzyıllardır yetiştirmeleri sebebiyle yadırgamadığını belirtiyor. Maharetli Anadolu çiftçisi, 20 yıl içinde Amerika göçmeni hindi, mısır ve tütünü yetiştirmede de eski dünyanın bir numarası haline geldi. Bu dönemin, Avrupa’daki “Turkish tobacco (Türk tütünü)” tutkusunun da başladığı yıllar olmasını “keyif verici” bir detay olarak buraya ekleyeyim.
Kayıtlara göre 1540′lar ilk hindilerin, tütünün ve mısırın Anadolu’dan İngiltere’ye geldiği yıllar. İlk yıllar asillerin zenginlerin sofralarını süsleyen bu yiyecekler, 20 yıl kadar süre içinde sayıca tavuğu bile geçince sıradan halkın mutfağına da girdi. Mısır, uzunca bir süre “Turkish maize” olarak anıldı İngiltere’de. “Tobacco (tütün)” hala kalite vurgusu olarak “Türk tütünü” ünvanını koruyor. İşte, Amerika’daki vatanından “huexoloti” olarak ayrılan, gemicilerin Columbus’un ‘India’sına atıfla hindi dediği bu hayvan, İngilizce’de o gün bugündür, İngiltere’ye geldiği yere atfen “turkey” diye anılıyor. Shakespear İngilizcesine ilk kez 1598 yılında yayınlanan Kral 4′ncü Henry kitabında “turkeys in my pannier (küfemde hindiler)” cümlesiyle girdi. Bu sebeple de, Bernard Lewis adlı oryantalist tarihçinin, 17′nci yüzyılda Avrupalıların, Osmanlı sultanlarının giydiği renkli başlıkları hindi başına benzettikleri için hindiye “turkey” demeye başladığı iddiasını kendisi gibi ciddiye almamak gerek.
“Turkey” adının, konuşma dilinden çıkarak resmileşmesine ise Amerika’ya ayak basan ilk İngiliz bilimadamı Thomas Harriot sebep oldu. 1586 yılında North Carolina’daki Roanoke adasında, yeni dünyanın bitki örtüsü ve hayvan türlerinin kataloğunu yapan Harriot, ‘huexoloti’lerin kuzeni olan yaban hindilerini görür görmez, “Turkie cockes and Turkie hennes (dişi ve erkek Turkie)” olarak kaydetti. Gördüğü her şeyin Kızılderili dilindeki karşılığını da yazmasına rağmen bir tek ‘turkey’ de buna hiç gerek duymaması, bunların “turkey” olmalarından  hiçbir şüphe duymamasına bağlanıyor. Harriot’un kayıtlarında gerçekte Amerika yerlisi olan mısıra (corn) da ilginç bir not var. ‘Corn’un Kızılderili dilindeki karşılığı olarak ‘pagatowr’ yazan Harriot, bu kelimenin yanına, “Turkie wheat (Türk tahılı). Geldiği ülkeden dolayı İngilizler böyle adlandırıyor” şeklinde bir açıklama şerhi eklemiş.
Minnesota Üniversitesi öğretim üyesi tarihçi Giancarlo Casale‘nin tezi bu noktada, yukarıda bir kısmını aktardığım Larry Tise’ın tezinden biraz daha farklı. Casale, kısaca çulluk ya da Afrika tavuğu’nu ilk kez Türklerde gören İngilizlerin bunları “Turkey bird” olarak adlandırdıklarını, Kuzey Amerika’ya geldiklerinde ise, çulluğa benzeyen hindiyi görerek, “Turkey bird (Türk kuşu)” dediklerini, bunun da zamanla kısalarak “turkey” olarak kaldığını savunuyor. Bu tez, Türklerin(dolayısıyla Türklerden öğrenen Avrupalıların) bu kuşa neden “hindi” dediğini izah edemezken, hindinin yol arkadaşları mısır ve tütünü de hiç hesaba katmaması nedeniyle artık pek gerçekçi bulunmuyor.
Peki, hindinin ‘küreselleşmenin ilk gizli kahramanı’ olmasından kastım ne? Virginia ve Massachusetts’e yerleşen ilk İngilizler, burada yaban hindilerini tarım alanlarının düşmanı olarak buldular. Gerçekten de bu yaban hindileri orta Amerika’nın huexoloti’lerinden farklı olarak, ekinleri yiyordu. Yeni kıtada yaşayan yerleşimciler gördükleri yerde bu hayvanları öldürmeye başladılar. Hem etleri de bildikleri “turkey” gibi lezzetli değildi. İşte hindinin tarihsel ve coğrafi döngüsü burada tamama erdiKayıtlara göre 1614 yılında Virginia’ya, 1629 yılında da Massachusetts’e İngiltere’den ilk Türk hindileri getirildi. Çok geçmeden bu evcil hindilerin bir özelliği daha keşfedildi. Tütün yetiştiriciliğine başlayan güney kolonileri “Türkiye hindilerinin”, yaban hindilerinden farklı olarak tütün tarlalarına hiçbir zarar vermediklerini gördüler. Bazı tarihçilere göre, hindilere tütünden uzak durma alışkanlığını Türk çiftçiler kazandırdı. Bu özellikleri, bu hayvanları Amerika’daki ilk yerleşimcilerin en iyi dostu ve en önemli besin kaynağı yaptı.
Görüldüğü gibi, biz Portekizli gemicilere ve Kolombus’a güvenerek bu kuşun anavatanını ‘Hindistan’ sanıp ‘hindi’ derken, Anglo Saksonlar da bu kuşun anavatanını ‘Turkey’ sandıkları için ‘turkey’ dediler. Her küresel yolculuğun neden olabileceği, küresel yanlış anlamalar komedyası…
Sözün burasında, Larry Tise‘ın, Perşembe akşamı bir kızarmış hindinin başına oturup şükran günü kutlayacak Amerikalılara tavsiyesini de ekleyeyim: “Yemek üzere etrafına toplandığınız ‘turkey’nin Türkiye’den geldiğini hatırlamalıyız. Coğrafyamıza, İslami kültür ve ticaretle yüzyıllarca bağları olan Avrupalılarca taşındı. Hindinin bu seyahati, gezegeni aslında çok uzun zamandır hep beraber paylaştığımızı hatırlamamız için bir sebep. Öyleyse farklı dillerde Yehova, Allah ya da God desek de inandığımız aynı tanrıya bunun için şükredelim.”
Hindinin anavatanı orta Amerika’dan, Anadolu’ya, ordan Avrupa’ya ve Kuzey Amerika’ya sıradışı yolculuğu böyle. Nasreddin Hoca, boşuna hindiyi papağana yeğlerken, “o konuşuyorsa bu da düşünür!” dememiş galiba. Böylesi bir hikayen varsa, kabarıp kabarıp düşünmeyeceksin de ne yapacaksın..?

Bu sayfaya link ver !

0 yorum:

Bu sayfada bir iz bırakın, yorum yapın !