Yazınızı gönderin yayınlayalım.

Kıbrıs Barış Harekatı'nda Lojistik Altyapı: Bir Mühendisin Hikayesi

Pin It
Kıbrıs Barış Harekatı öncesinde Bayındırlık Bakanlığın'da Antalya Bölge Müdürü olarak görev yapan Doğan Kartay, Harekat öncesinde, adaya olabilecek bir çıkartmada gerekli olan lojistik yapıların planlanmasıyla görevlendirildi. Ancak planlanan bu yapıların başında bulunacağını harekattan bir gün önce 19 Temmuz 1974 günü öğrenen Türk mühendis, 20 Temmuz sabahı gün doğarken Kıbrıs Pınarbaşı (Kırnı) mevkine görev , yetki ve sorumluluklarını belirleyen bir zarfla, harekatın görünmeyen diğer yüzüne katıldı. Doğan Kartay ülkemizde deneyimli havaalanı mühendisi olarak tanınıyor. Aynı zamanda Kıbrıs Gazisi de olan Kartay, Harekatın ilk iki gününde yaşadıklarını ve gördüklerini kaleme aldı.


Savaşta İlk Gün

Yazar: Doğan KARTAY

Kıbrıs Barış harekatının, lojistik yapılarını planlamak ve yaptırmakla görevlendirildiğimde, Uluslararası Antalya hava limanı inşaatının bölge müdürüydüm. Kıbrıs görevi için, daha önceden seçilmiş ve yetiştirilmiştim. Bundan, ailem dahil hiç kimsenin haberi olmadı. İşlerimi bahane ederek, evden ayrı geçirdiğim gün ve gecelerde, hayatımda gerçekten sevdiğim tek kadın olan eşimin, beni hep çapkınlıkta sandığını, bana inanmadığını ve güvenmediğini sonradan öğrendim. 1974 yılı Temmuzun on dokuzuncu günü, öğleden sonra, yapım halindeki Antalya hava limanına, bir Çesna modeli uçak indi. Bölge görevlilerinin şaşkın bakışları altın-da beni aldı ve havalandı. Görevimin başladığını, Antalya Garnizonu Komutanı İsmail Ülkü Paşa'dan bir saat önce, telefonla öğrenmiştim. Kimseye bir şey söylemedim. Eşime bile. Doğruca Kıbrıs'a götürüldüğümü sanıyordum. Uçak Mersin'in Taşucu beldesindeki 2. Dünya savaşından kalma, harap olmuş bir meydanın pistine indi. Beni bir jandarma helikopteri bekliyordu. Görev emrini içeren zarfı, rahmetli İsmet Albay'dan orada aldım. Ardından hava-landık. Yine Kıbrıs'a gidiyoruz sandım. Önceki gibi, bu pilot da bilgi vermiyordu. Yere indiğimiz, Mersin'in Ovacık beldesi kırsalıydı. Her taraf büyük tip helikopterlerle dopdoluydu. Bir hava ulaşım üssündeydim. O yıllarda, helikopterler savaş silahlarıyla donatılmış değildi. Sadece, keşif ve izleme ile cephe gerisindeki diğer yardımcı görevlerde kullanılıyorlardı. 


(Soldan itibaren) Oğuz Ramazan Korhan, Bayındırlık ve İskan Bakanı Erol Kazım, Doğan Kartay , Sn. Rauf Denktaş , Müh. Mustafa , Oğuz Başak (Islak imza Rauf Denktaş'a aittir)
1974 yılının temmuz ayının yirminci sabahı gün ışıyınca, Kıbrıs'a doğru, ilk helikopter grubuyla hareket ettik. Pilotlar ve teknisyen ile birlikte on beş kişiydik. Hava kuvvetlerine ait jetlerin desteği ve korumasında Akdenizi alçak uçuşla geçip, kırk beş dakika sonra, Kuzey Kıbrıs'taki sahile paralel, Beşparmak dağların' aşmış ve günümüzde Pınarbaşı olarak bilinen Kırnı ovasına inmiştik. Gökten, havacı komando paraşütçüler yağıyordu. Bunlar bizimkilerdi. Görebildiğim alanda Kıbrıslı mücahitler, Rum milli muhafızlarıyla gırtlak gırtlağa savaşıyordu. Paraşütçülerin yere düşüşte kendilerini toparlamadan, avlanmalarını önlemeye çalışıyor ve bunu başarıyorlardı. Ben Kıbrıslı mücahitlerin, bu harekattaki işlevinin, kurtuluş savaşındaki Mehmetçiğin işlevine özdeş olduğunu orada gördüm. Sonradan da hep söyledim ve yazdım. Onların direnişi olmasaydı. Kıbrıs Türklüğü, Türkiye'nin harekata geç karar vermesi nedeniyle, çoktan tükenir, barış harekatına neden de, gerek de kalmazdı. Bir zaman sonra, bu boğuşma, bulunduğum yerden uzaklaştı. Ben de, er giysili bir rütbeli tarafından Beşparmak dağlarının Boğaz yöresindeki harekat merkezine götürüldüm. Orada, yine er giysili harekatın kurmay başkanı Mustafa Katırcıoğlu'na, ardın-dan da yine er giysili, harekatın komutanı Korgeneral Nurettin Ersin'e çıkarıldım. 

Göreve başla emrini alınca, korunmam ile görevlendirilen bir çavuş ve bir er ile birlikte bindirildiğim jip, Kıbrıslı mücahit Taşkın tarafından sürüldü. Hedef, henüz çarpışmaların sürdüğü Lefkoşa hava  alanı, görevimiz ise, bizim jetlerin vurduğu pistlerin onarılması ve alanın uçuşa hazırlanmasıydı. Duygularım şoklanmış, bir başka deyişle buz tutmuştu. Görevim dışındaki her şey kafamdan silinmiş, belleğim boşalmıştı. Kısacası, tüm duygularımdan arınmıştım. Bir işleve uyarlanmış, mekanik bir robot gibiydim. İnsan olduğumu unutmuştum sanki. Yola çıkalı, birkaç dakika olmuştu ki, bir dönemece girerken aracın hızının azaldığı anda, oldukça yaşlı bir teyze kendini jipin önüne attı. Taşkın frene bastı, araç durdu. Fatma nine, ne yapıyorsun? Az daha ezilecektin. Dediğinde birbirlerini yakından tanıdıklarını anladım. - "Taşkın evladım! Memet'den iki gündür haber alamıyorum. Onu gördün mü? Dünden beri yol üstünde bekliyorum." diyen Fatma nineyi, Taşkın; - "Memet ile dün Saint Hilarion'da beraberdik. Sonra, ben oradan gönderildim. Merak etme inşallah iyidir" diye, cevapladı. Ardından, gözleri yaşlı Fatma nineyi orada bırakarak aracı hızla sürdü. Dönemeçten çıkınca, yaşlı kadın görünmez olduğunda Taşkın, aracı durdurdu. Birden direksyona eğildi ve göz yaşına boğuldu. Kısa bir süre yük-sek sesle ağladı. Bir şey sormamı beklemeden ; "Çocukluk arkadaşım Memet'i Saint Hilarion'un yamacına bu sabah gömdüm. şehit olduğunu, ninesine söyleyemedim." dedi. Ardından da gaza bastı, yola koyulduk. Yüzüne baktım. Sanki az önce katılarak ağlayan o değildi. Duyguları yüzünden silinmişti. Görevimize doğru yola koyulduk. 

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'la...


Lefkoşa hava alanına, çatışmaların sonunda yetiştik. Bir süre sonra çatışma sona erdiğinde, teknik blok ve kulenin Birleşmiş Milletlere bağlı barış gücünün işgalinde olduğu öğrenildi. Bu durumda hava alanı, pistler onarılsa dahi kullanılamazdı. Ankara'daki harekat yönetim merkezi, barış gücü ile çatışmaya girilmesini istemiyordu. Bu durumda, hava alanı harekat süresince atıl kalacaktı. Halen de kullanılmıyor. Bu durumda, hava ulaşımının sağlanabilmesi için, yeni bir meydan yapılması gerekiyordu. Tüm makine ve insan gücümüzün, yeni meydan yeri olarak seçilen Kırnı'ya aktarılması için harekat komutanı rahmetli Nurettin Ersin Paşadan onay aldım. Ertesi sabah, günümüzde de kara kuvvetlerince kullanılmakta olan "Pınarbaşı Havaalanı" inşaatına başlayacaktık. O gece Antalya'daki Karayolları Bölgesi telsizinin yardımıyla, ev telefonuma bağlanabildim. Eşime; - "Merak etmeyin, Kıbrıs'ta görevdeyim." dediğimde, eşim; - "Özür gerekçesinin bu kadar salakça olanı, zekana hiç yakışmıyor. Daha inandırıcısını bulmalıydın" diye, cevapladı. Telefonu da yüzüme kapadı. Ben ise, ülkem için savaştaydım. On altı yıllık, tüm varlığımla bağlandığım birlikteliğin, temel kuralları olan "sevgi, güven ve saygı" yitirilmişti. O anda, görevimin diyetin' ödemekte olduğumu anladım. 


Savaşta Bir Diğer Gün


Lefkoşa'da, Kıbrıs Türk Yönetimine ait Saray Otel'deki odamda, telsiz telefonun sabaha karşı uzun uzun çalmasıyla uyandım. 13 Ağustos 1974 günüydü. Ben uyku sersemliği yaşamam. Gözümü açar açmaz, bir matematik problemini çözmeye başlayabilirim. Bazıları için gece kuşu derler ya, ben de seher kuşu sayılırım. Kendimi bildim bileli, üzerime güneş doğmamıştır. Arayan, Kıbrıs Barış Harekatını, Adana'daki merkezden yöneten, Orgeneral Suat Aktulga'nın emir subayıydı. - "Komutan sizi hemen çağırıyor" dedi. "Helikopter birliğine getirilmeniz için emir verildi" diye, sözünü tamamladı. Kıbrıs'tan ve görevimden, kısa süreli de olsa ayrılmanın sakıncalarını anlattım. Emir subayı ; - "Beklemede kalın, sizi arayacağım" dedi. On dakika sonra yine arandım. Bu defa; - "Komutan sizi hemen istiyor" diyerek, yanıtımı beklemeden telefonu kapadı. Az sonra telefonla, Harekat Komutanlığı'nca hemen hazır olmam, bana bildirildi. Bir kale gücünde inşa edilen Saray Otel'in üst katların-dan, Yusuf Çavuş'un mücahit müfrezesi ile Rum kesiminde-ki Ledra Palas'ın üst katındaki Rum muhafızlar arasında, her günkü olağan çatışma başlamıştı. Saray Otel'de mücahitlerin dışında, sadece TRT'den Çetin Çeki ile ben kalıyordum. 


Sayın Doğan Kartay'a verilen madalya beratı

On beş dakika sonra şehrin ana meydanından helikopter ile alındım. Gün doğarken, Girne'nin üzerinden Akdeniz'e ulaştık. Bu yolculukta iki yaralı gazi er, bir yaralı çavuş ile görevli bir doktorla birlikteydik. Gaziler yaşam tehlikesini atlatmışlardı. Hepimiz savaşın gerginliğin' yaşamamıza karşın, onlarla şakalaştık. Kırk dakikalık bir uçuş ile Mersin'e ulaştık. Gazileri ve doktoru cankurtaran, beni ise komutanlık karargahından bir binbaşı ile bir araç bekliyordu. Yolda, çağrılma nedenim hakkında bilgi alamadım. Yaklaşık yarım saat sonra, Adana'daki karargahtaydık. Hemen, komutana çıkarıldım. Komutan, Taşucu'ndaki Il. Dünya Savaşı'ndan kalma, tamamen harap olmuş bir meydanın, uçuşa açılabilmesi için, benden o akşam ön proje ve rapor vermemi emrediyordu. Onarım projesi ve ayrıntılı rapor için de bir hafta süre tanıyordu. Orasını 1. harekatın ilk günü, önce yerden, sonra da havadan görmüştüm. Bu görüşler, benden istenen görev için yetersizdi. Çavuş rütbeli bir şoför ve iki yedek subay mühendis ve iki istihkam astsubayı ile Taşucu'na gönder-ildik. Oradaki çalışmalarımız güneş ufka kavuşuncaya dek sürdü. Ardından karargaha döndük. Ön proje ve ön rapor çalışmaları yaklaşık dört saat sürdü. Hemen komutana sunuldu. Emir subayı ile konuşarak, adadaki görevime acele dönmem gerektiğini söyleyerek, komutandan dönüş için izin istedim. Komutanın emir subayı ile ilettiği yanıt, doğrusu beni hiç de mutlu etmedi. 

- "Saat 24"de birlikte yemek yiyeceğiz ve görüşeceğiz" demiş. Askerlik bu, yaşadığımız savaştı, askerlikte "emir demiri keser" diye, bir deyim vardır. Anlaşılan komutan görevime önem veriyor, bana güveniyordu. Sabah alelacele yedikler-im, beni o saate kadar ayakta tutmuştu. Birden çok acıkmış olduğumu fark ettim. Türkiye'de binlerce mühendis, onlarca havaalanı inşaatında deneyimli olanları da varken, beni savaş alanından neden getirttiğini öğrenmek istiyordum. Yemekte benden başka, Ordu İstihkam şubesi Müdürü bulunuyordu. Komutan devamlı soruyordu. Yanıtlarımı da dikkatle dinliyordu. Kıbrıs'ta, 1. harekatın devamınca kullanılan ve yapılması kaçınılmaz olan 2. harekatın gerektirdiği ulaşım (lojistik) yapılarının, yapım seyrini, birinci ağız-dan dinlemek üzere çağrıldığımı anladım Yemeğimiz son bulduğunda, kahveler içildikten sonra; - "Savaşta, ikmal, başarının ön şartıdır" diyerek, komu-tan ayağa kalktı. Bana da; 

- "Yorgunsun, biraz uyu, sabah beşte, kurye uçağı ile adaya dönüyorsun" dedi. Vedalaştık. Odama çekildiğimde 14 Ağustos 1974 günü saat 02'yi biraz geçmişti. Duş aldım. Sırtımı yatağa, başımı yastığa koyduğum anda uyumuşum. Saat 04'e ayarlı alarmdan biraz önce uyandım. Duş alırken alarm çaldı. Giyindim. Karargah merkezine indim. Karargahın tüm ışıkları yanıyordu ve herkes ayaktaydı. Olağanüstü bu durumun nedenini bir az sonra öğrendim. Saat 04'ten itibaren adaya uçuşlar durdurulmuştu. Saat 06'da 2. harekat başlayacaktı. Benim adaya dönmem isteniyordu. Özel bir emirle bir helikopter hazırlandı, kan, plazma ve tıp malzemeleri yüklendi. Pilot ve yardımcısının arka ortasında kalan boşluğa da ben sıkıştım. Saat 05'te havalandık. Sabahın alaca karanlığında Akdeniz'i alçak uçuşla geçerek 06'da Girne Sahra has-tanesinin yanındaki alana indik. Gönyeli'den eski mücahit, savaşta gönüllü olarak görev yapan iş adamı Ali, beni bir askeri araçla orada bekliyordu. 




Harekat başlamıştı. Doğru Beşparmak Dağlarındaki Boğaz mevkiinde bulunan komuta merkezine gittik. Birkaç saat sonra, Lefkoşa-Magosa yolunun güneyindeki Meriç Türk köyünün yanında bulunan, Il. Dünya savaşından kalma Timbu adıyla anılan eski ve harap hava meydanının ele geçirilmesi planlanmıştı. Bu meydanın yeniden kullanılır hale getirilmesi görevi bize verilmişti. Ali ile birlikte, oraya doğru ilerleyen birliklerin ardına takıldık. Birlikler, Rumların güneye çekilmesine zaman tanımak amacıyla ola-bildiğince ağır ilerliyorlardı. Çekilmekte olanlar bekleniyor, yalnızca silahlı direnenlerle savaşılıyordu. Bu harekat, önce insan olduğunu hiçbir zaman unutmamış olan şair Başbakan Ecevit'in kişiliğinin, şimdiye dek dünyada görülmemiş bir tarzda yansımasıdır. 


Kin ve intikam güdüsünden arınmış bu harekatın adının "Barış Harekatı" olarak tanımlanmasını batılılar anlayamamışlardı. Çünkü onlar din ayrıcalıkları nedeniyle Haçlı 
Savaşlarını, ulusal köken ayrıcalıkları nedeniyle Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarındaki, nefret, kin ve intikam güdülerinden gayrisini bilemiyorlardı. Yaklaşık saat 14 civarında, havaalanına ulaştığımızda çatışma devam ediyordu. Yarım saat sonra, meydanın denetiminin ele geçirildiği bildirildiğinde, bize ulaşan yardımcı ekip ile birlikte doğruca pist, apron ve taksirutların durum tespiti çalışmalarına başladığımızda, meydanın güneyinde hala çatışıllyordu. Bu arada pistin onarım çalışmasının hazırlıklarına başlandı. Sonraları Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin başbakanı ve Milli Meclis başkanı olarak görev yapacak olan Hakkı Hatun da, bereberinde getirdiği Kıbrıslı teknik ekiple, bir saat sonra alana ulaşarak çalışmalara katıldı. Saat 18'de tamamlayabildiğim ön bilgiler ile yazdığım rapor, kurye helikopteri ile Adana'ya ulaştırıldı. Bu rapor, Ankara Radyosu'nun saat 21'deki ana haber bülteninde Ulaştırma Bakanı Ferda Güley tarafından okundu. Bakanın açıklamalarını, deneme yayını yapmakta olan Ankara televizyonu da görüntülü olarak yayınladı. Saat 21:30'da Kıbrıs Türk Yönetimi Başkanı Rauf Denktaş, beni Saray Otel'den telefonla aradı. Tüm çalışanlara teşekkür ediyordu. Olağanüstü bir çalışma hızıyla onarılan bu alan, on gün sonra uçuşa açıldı. Günümüzde şehit Pilot Binbaşı Fethi Ercan'ın anısına "Ercan Havaalanı" tanımıyla Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin hava ulaşımına hizmet veriyor. 

---------------------------------------------------------------------------------------------

DOĞAN KARTAY: 1932 Izmir-Karşıyaka doğumludur. 1952 yılında Karşıyaka Lisesini bitirdi. 1952-53 yıllarında, yedek subay olarak Sivas Kangal yöresinde görev yaparken, Kangallar ile tanıştı ve kaynaştı. Terhisten sonra i T.Ü.'de Mühendislik eğitimini tamamladı. Elli yılı aşkın çalışma yaşamında Anadolu'da 35 yıl çalıştı. Deneyimli Havaalanı Mühendisi olarak tanınıyor. Sivas-Kangal yöresinde 1963-65 ve 1978-80 yılları arasında mühendislik hizmeti verdi ve yaşamı boyunca Kangallarla dostluğunu sürdürdü. Şantiyelerinde Kangal besledi ve üretti. 1974 Kıbrıs Barış Harekatına katıldı. Savaşın lojistik yapılarını planladı ve yaptırdı. Türk Silahlı Kuvvetleri Kahramanlık ve Üstün Hizmet madalyası, gazi kimliği ve gazi maaşı ile onurlandırıldı. Bayındırlık Bakanlığı'nda Bölge Müdürü, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nda Daire Başkanı, inşaat şirketlerinde genel müdür olarak görev yaptı. 1980 yılında emekli oldu. 1996 yılına kadar serbest çalıştı ve sonra da mesleği ile vedalaştı. 1990 yılından sonra İzmir-Manisa il sınırındaki, bin metre yükseltide olan Gökçeler köyündeki çiftliğinde, yüzlerce Kangal, onlarca Karayaka ve Akbaş üretti. 2006 yılında Keskinoğlu firmasının ana sponsor olmasıyla, Manisa'nın Akhisar ilçesinde kurulan merkezde çalışmalarını sürdürüyor. Ankara, İstanbul, İzmir, Akhisar, Eskişehir ve Sivrihisar merkezli "Türk Çoban Köpeklerini koruma, araştırma, geliştirme ve tanıtma derneklerinin kuruluşuna öncü oldu. Amacı, dünyadaki tüm Kangal, Karabaş, Akbaş ve Anadolu çoban köpekleri derneklerini bir federasyon altında toplamaktır. 2002 yılında Kangal ilçesinin onursal hemşehriliği ile onurlandırıldı. 2005 yılında Kangal ve 2010 yılında Akbaş etkinliğine onursal başkan seçildi. "Bozkırın Gözcüsü Kangal" adlı kitabı (Kültür Bakanlığı yayını), "Türk Çoban Köpeği KANGAL", "Türk Çoban Köpeği AKBAŞ" ve "Türk izci Köpeği ZAĞAR" kitapları yayınlandı. "Türk Güreş Devesi ANADOLU TÜLÜ'sü" ve "Kangallarla Elli Yıl" tanımlı öykü kitapları yayına hazırlanıyor. 




Bir Kıbrıs Gazisi, Doğan Kartay








Bu sayfaya link ver !

0 yorum:

Bu sayfada bir iz bırakın, yorum yapın !